Oniki Adalar’ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

0 9
Mamouzelos’tan bir tabak

Hemen her gün Symi’ye gitme düşüncesi içinde olmamın nedeni -herkesin ondan bahsetmesinin ötesinde- adanın tam karşısında -Datça’da- yaşıyor olmamdı elbette. Günübirlik gidip gelmeyi değil, enine boyuna gezmek istiyordum.. Sonunda bu yaz kızımla başbaşa bir tatil yapmak için Symi, Leros ve Kalymnos’a gitmeye karar verdik.

Datça’dan Yunan Adaları’na feribot yok. Marmaris’tenve Bodrum’dan  Kalymnos, Symi, Kos, Rodos ve Leros’a düzenli seferler var. Adalar arasında ise Dodekanisos ya da Blue Star feribotlarını kullanıyorsunuz. Adalarda otel rezervasyonlarınızı yaptırmadan önce feribot seferlerini incelemenizi ve seyahat planınızı buna göre yapmanızı öneririm.
Mamouzelos’ta şiddetle tavsiye edebileceğim
tatlı soslu bebek kalamarlar

Kalymnos, Yunanistan’ın “Dodekanisos” dedikleri Oniki Adalar’ından biri. Bodrum Turgutreis’in tam karşısında yer alan bu ada bir zamanlar sünger avcılığı ile ünlüymüş.

Feribotumuz Pothia’ya yanaştı. Bir taksiye binip (13 Euros) adanın batısına, Linaria’ya geçtik. Stüdyomuzun deniz manzaralı balkonunda bir süre dinlendikten sonra hemen altımızdaki sahile indik.

Taksi şoförünün tavsiye ettiği Mamouzelos Restaurant’a doğru yürürken balık kokuları gelmeye başlamıştı bile.. Yer bulabilmek için yarım saat beklemek zorundaydık. Sadece iki genç kız servis yapıyor, durmadan koşturuyorlardı.

Denizin sesi, tatlı esintisi ve kokular içinde beklemek çok ıstıraplı olmadı. Aksine oturtulduğumuz yer masalara götürülen tabaklar önümüzden geçtiği için iyiydi. Ne ısmarlayacağımıza karar vermemize yardımcı oldu.. Lezzete odaklanmış bir balık lokantası. Sade ve nefis. Ertesi gün öğle yemeği için de burayı seçtik. Önerilerim soslu bebek kalamarlar, kızartılmış ahtapot topları, yılan balığı salatası..

Mamouzelos’tan çıktığımızda saat geceyarısına yaklaşmıştı. Yürüyenleri takip ettik. Yan sahile açılan iki yanı kayalık dar bir yol bizi şahane bir manzaraya çıkarttı. Kumların ve dalgaların üstünde ahşap bir balkon, ışıklandırılmış kayalar, müzik ve gençler.. Bir yaz gecesi için hayal edilenin ötesindeydi. Ana kız başbaşa içkilerimizi içip yüzümüze esen deniz kokulu meltemin keyfini çıkarttık. Unutmadan. Rock & Blues idi barın adı..

İyi yemek için adanın batısında Massouri’deki Aegean Tavern’ı da buraya not düşmeliyim. Gün batmında gitmelisiniz. Manzarası bile yeter.

Kalymnos küçük bir ada. Bir zamanlar (çocukluğumda) İstanbul’da hep beraber neşeyle yaşadığımız Rum komşularımıza gelmiş gibi hissettim kendimi.

Kapı önü sohbetinde dantel ören siyah giysili yaşlılar, sahildeki ılgın ağaçlarının altında kahkalarla denizde oynaşan aileler,  (bayramlarıymış tesadüf!) uzun gece giysileri ve güzel makyajlarıyla salınan kızlar, kollarında gururlu erkekler, salaş barlarda yazlık muhabbetinde gençler, şezlong istilasına uğramamış doğal plajlar.. Yaşam sevincim geri geldi bu adada..

Genç ve sportif nüfusun çokluğunun nedeni Kalymnos’un dünyanın en rağbet gören 10 tırmanış yerinden biri olmasındanmış.. Adanın arkasındaki sarp kayalar ve deniz manzarası bu spor için ideal.. Tırmanış malzemeleri satan dükkanlar ve spor kulüpleri gözüme çarpmıştı.

Kalymnos’un en güzel plajları Linaria, Kantouni, Telendos Adası, Massouri ve Myrties.

Kalymnos’ta  bougatsa yemek için limandaki küçük pastaneye (Michalaras)
gitmelisiniz. Bizdeki laz böreğine benzeyen bougatsa’nın 
diğer adı da Galaktoboureko.


Sünger Avcılığı
Yunanistan’da sünger dalışının tarihi antik dönemlere dayanıyor. Süngercilik, İlyada ve Odysse destanlarında ve Aristoteles’in yazılarında da geçiyor. Filozof Plato, süngerin çoğunlukla zengin insanlar tarafından banyo yapmak için yaygın olarak kullanılan bir malzeme olduğunu belirtmiş.

Kalymnos adasının en eski mesleği sünger dalıcılığı sayesinde sünger on yıllarca yıl adanın ekonomik ve sosyal kalkınmasına büyük katkıda bulunmuş.

Kalymnos’ta Mamouzelos Taverna’nın ahtapotları

Kalymnos’un ilk dalgıçları çabucak deniz tabanına batmak için “skandalopetra” taşıyarak (15 kilogram ağırlığında düz taş) çıplak olarak denize dalmışlar. 30 metreye kadar dalış yapıp süngerleri özel bir ağ ile toplayabilmek için üç ila beş dakika su altında kalırlarmış. 1865 yılından sonra, standart dalış kıyafeti “skafandro”, dalıcıların daha büyük derinliklerde (70 metreye kadar) öncekilerden daha uzun süre kalıp daha büyük miktarlarda sünger toplamalarına olanak sağlamış. Ancak bu yöntem, duraklamadan daha derinlere günde birkaç dalış yapmak zorunda olan dalıcıların hayati tehlikelerinin önüne geçememiş. 1886-1910 yılları arasında yaklaşık 10.000 dalıcının ölümüne; 20.000 dalıcının mesleklerini yapamaz hale gelmesine neden olmuş. Adadaki her hanede sünger avı sezonunda ölen ya da felç olan en az bir aile bireyi sayılabiliyor.

18-19. yüzyılların neo klasik mimarisi
Symi’yi diğer adalardan ayrıcalıklı kılıyor.

20. yüzyılın iki Dünya Savaşı, adanın sünger dalış endüstrisini ciddi bir şekilde bozmuş. Vasıflı sünger dalgıçları, ABD’e göçeden Dodecanese’den beş yüz dalgıç gibi dünyanın çeşitli yerlerine yerleşmiş. 1980’lerde, doğu Akdeniz’deki ve Ege Denizi’ndeki süngerlerin çoğu kirlilikten etkilenmiş. Zararlı bir virüs Yunan sünger dalış endüstrisinin ölümüne neden olmuş. Bir zamanların efsane sünger endüstrisinden geriye kalanlar bugün turistlere sünger satan birkaç deniz atölyesi ve deniz müzesinde sergileniyor.

Symi
Symi’nin at nalı şeklindeki doğal limanı Gialos’a girdiğinizde yamaçlardaki pastel renkteki evlerin güzelliği karşılıyor sizi..

Anfitiyatro şeklindeki yamaçlara inşa edilmiş bu evlerin hiçbiri komşusunun manzarasını kapamıyor,  denizden gelen esintileri kesmiyor. Adanın mimari dokusu Yunan Kültür Bakanlığı Arkeoloji İşleri tarafından çok sıkı idari düzenlemeler ile korunuyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası enkaz haline gelen bu evlerin restorasyonu ve eskisinin tıpatıp ölçülerinde boyanması belli kurallara bağlanmış. Yeniden inşası, uyulması gereken kuralların sıkılığı ve çalışma şartlarının zorluğu, restorasyonların yüksek maliyetleri yüzünden oldukça zor. Ama Symi bu sayede turizmden çok kazanıyor.

Dar sokakları, renkli evleri ve muhteşem Ege Denizi manzarasını görmek istiyorsanız tepedeki Horio köyüne Kali Starata’dan çıkmalısınız. Yaklaşık 500 geniş basamaktan oluşan “Kali Strata”yı (kelime anlamı: güzel sokak) tırmanması bir-iki saatinizi alıyor.

Kızımla Symi’nin Kali Strata merdivenlerinde..

Kali Strata’nın başlangıç noktasını İtalyan restoranı Bella Napoli’nin arkasında bulabilirsiniz.
Kali Strata, estetik ve hoş bir yürüyüş isteyen Symi’nin zengin tüccarları tarafından geliştirilmiş. Geniş merdivenlerden oluşan bu güzel yol boyunca birçok büyük konağa, simetrik pencere ve kapıları, demir balkonları, kubbeli çatıları  olan iki üç katlı evlere rastlıyorsunuz.
Balkon ve merdivenlerde Paros Adası mermerlerini, taş duvarlarda Santorini ponza taşlarını, Nisyros porselen alçısını, kapı ve pencerelerde Trieste ahşaplarını, Marsilya fayanslarını fark edeceksiniz..

Taverna Manos – Symi

Gialos – Horio arasında motorlu araçların kullanabileceği bir asfalt yol da var tabii.  Horio ve Kali Strata’yı en kısa sürede ve zahmetsiz olarak gezmenin pratik yolu, Gialos’taki taxi durağının yanından saatte bir kalkan Symi Bus’a binmektir. Otobüs önce tepedeki Horio’ya gider sonra da deniz kenarındaki Pedi köyüne ulaşıp, aynı yoldan Gialos Limanı’na geri döner. Horio da inerseniz, köyü dolaşıp, müzeyi gezdikten sonra, Kali Strata merdivenlerinden manzarayı seyrederek yokuş aşağı yorulmadan inebilirsiniz.

Ege mimarisinin ilginç karışımı ve Venedik kalesi mimarisinin unsurları ve Avrupa Neoklasizmin etkisiyle (Fotara’nın iki katlı evleri ve Venedikliler ve Napoli tarzında yapılan Kalafata’nın üç katlı evi gibi) güzelleşmiş Symi, 1971’de Kültür Bakanlığı’nca korumaya alınmış.

Symi hem mutevazı hem de jet set müşterilerini tatmin eden karakterli bir ada.

Limana en yakın yerde denize girebilmek için ideali Nos Plajı. Saat Kulesi’ni geçip biraz yürümeniz yeterli. Limanın saat kulesi tarafında kalan bölgesini zahmetsizce gezmek istiyorsanız nostaljik trene binin. Saat başı tur yapıyor (6 Euros). Şoförü inanılmaz eğlenceli bir adam. Yunan ve Türk şarkılarını dinletiyor teybinden. Son durağa geldiğinde ise pencereden dışarı çıkıyor ve direksiyonu ayağıyla idare ederek şov yapıyor gelene geçene..

Symi’nin kristal berraklığındaki sularında yüzmeye plajlarına gitmek için limandan kalkan motorlara binmeniz gerekiyor. Dysalonas Koyu’ndaki Ag. Georgios, Agia Marina, Ag. Nikolaos ve Ag. Marathounta’yı tercih edebilirsiniz.

Saat kulesi Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında
Leros’a ilk bomba attığı zamana takılı kalmış..

Leros

Leros, Türk ziyaretçilerine kollarını sevgiyle açmış.. Türkçe broşürler, mezeler, standart fiyatlar, lezzetli yemekler, tevazu, sıcağı dağıtan rüzgar, bakir plajları ve canayakın adalılar..

Adada Türk turist sayısı oldukça fazla. Betonlaşarak doğayı bozan, yerel özelliklerini kaybeden, yaratıcılıktan uzak “her şey dahil”ci görgüsüz turizmi tercih eden Türkiye’ye rakip olmak o kadar da zor değil.

Leros’a feribottan Agia Marina Limanı’nda indik. Biz sonradan öğrendik ama bu limanda ilk yapmanızı önereceğim şey tarihi pastane Paradosiako’nun deniz kenarı masalarına oturup yerel tatlıları tatmak..

Patsavouropita (revaniye benziyor) ya da Greek Sweet Pie.. Pastane şefi Haris‘in anneannesinin tarifiyle yapılan bu tatlı çok hafif. Kesinlikle yemelisiniz. Bir de peynirli börekleri var ki ağzınıza sağlık. Sabah kahvaltılarınızdan birini burada yapın.

Leros’un ve Ege’nin en meşhur balık restoranı Milos

Leros’un ikinci büyük limanı, aynı zamanda doğu Akdeniz’in en büyük doğal limanı Lakki, İtalyan mimarisinin mirasçısı. Kasaba ikinci dünya savaşından kalma bir zaman kapsülü gibi sanki.

İtalyanların 1930’larda inşa ettiği hükümet binaları, sinema ve evler olduğu gibi duruyor. Mussolini’nin yazlık köşkü de burada.

Terk edilmiş neoklasik binalar şimdinin tarih kokulu yazlık evlerine dönüşmüş.

İkinci dünya savaşı sırasında Almanlar, müttefik devleri ve onlarla anlaşan İtalyanları uzaklaştırmak için adayı bombardımana tutmuş. Leros, 1943 yılının eylül-kasım ayları arasında 50 gün süren doğu Akdeniz’in en şiddetli savaşına tanık olmuş.

Bu savaş süresince Leros açıklarında batan pek çok gemi ve uçak bugün dalış sporcuları tarafından ilgi gören bir sualtı müzesi gibi bugün.

Leros’ta en sevdiğim plajlar Alinda, Panteli, Vromolithos, Merikia (Savaş Müzesi de burada) ve Dio Liskaria oldu. Adanın girintili çıkıntılı sahil şeridinde tekneyle ya da yürüyerek birçok sakin plaja ulaşmanız da mümkün.

Leros’un dar sokaklarında (ki diğer adalarda da aynı!) beni en çok rahatsız eden şey gürültülü ve mazot kokulu yoğun motorsiklet trafiği oldu. Kaldırımsız yollarda arkanıza bakmadan yürümek imkansız.

Agia Marina’daki Milos Balık Restoranı, inanılmaz incelikteki ahtapot carpaccio’su ve karamelize balzamikle kaplanmış gevrek kadayıfa sarılı peyniri ile ünlü.

Milos’a gelen ünlüler (çoğu Türk) saymakla bitmiyor. Taverna’nın lezzetleri bi yana, manzarası ömre bedel. Doğal dekorunu oluşturan yan tarafındaki kısmen sular içinde kalmış eski yel değirmeni, karşısında ışıklar içinde liman ve kale seyre değer.

 

Milos’un kadayıflı peynir kızartmasını ıskalamayın sakın..

Manzarası mükemmel bir diğer taverna ise Vromolithos’un tepesindeki Dimitris o Karaflas. Balık pastırması efsane.. 

Leros’ta önermek istediğim otel ise bizim kaldığımız Contantinos Sea View Studios olacak. Çok sıcakkanlı bir aile işletmesi. Bir dediğimizi iki etmediler. Milos Balık Restoranı’na ve limana yürüme mesafesinde, deniz manzaralı bir yer.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.