Neşe Oğun: “Sanatla içiçe geçen uzun yıllar, şahit ve dahil olunan farklı dönemler ve akımların süzgecinden geçirip değerlendirince sanatçıyı sadece resim, heykel, seramik, gravür veya müzik, edebiyat, tiyatro ve sinema eserlerini ortaya çıkaran biri olarak tanımlamakla yetinemiyorum.”

0 92

Neşe Oğun’un çalışmalarını gördüğümde hissettiklerim neşe, ümit ve yaşama sevinciydi… Gerçekten de sorularıma verdiği yanıtlar bu duygularımı destekliyor.
Size göre sanat ve sanatçının tanımı nedir?

“Sanatı”, günlük hayatta “gerçek” olarak algılanan, sorgu ve sualsiz kabul edilen görünümlerin ötesindeki olasılıklara ulaşmamı sağlayan bir yeniden tanımlama eylemi olarak tanımlıyorum.

Sanat yapmak başlıbaşına zihinsel, duygusal ve hatta yeri geldiğinde fiziksel bir çabayı gerektiriyor. Doğanın, algılama kapasitesinin ötesindeki olasılıkları aslında yine doğanın bir tezahürü olan insanın yaratıcılığına açtığı, insanın varoluşunu ödüllendiren bir uğraş. “Sanatın amacı günlük hayatın tozunu ruhumuzdan temizlemektir” diyen Picasso ile sanatın “gönül işi” olduğunu vurgulayan Tolstoy bu anlayışta buluşuyorlar.

Sanatla içiçe geçen uzun yıllar, şahit ve dahil olunan farklı dönemler ve akımların süzgecinden geçirip değerlendirince sanatçıyı sadece resim, heykel, seramik, gravür veya müzik, edebiyat, tiyatro ve sinema eserlerini ortaya çıkaran biri olarak tanımlamakla yetinemiyorum.

İnsanlığın milyonlarca yıllık evriminde geldiği son durakta halen anlamanın ve anlamın arayışı içinde olduğu bugün için sanatçı, üretim tarzları ve tekniklerinin ötesinde, kısırlaşan gerçeklik algısını sarsıp tüm olasılıkları ile duyumlanabilir olmasına aracılık eden bir aracı rolüne sahip. Fırlatılıp atıldığımız bir dünyanın ötesinde algılanabilecek ne varsa, aradaki kapıları aralayıp keşfetmeye cesaret edenleri beş duyu ve ötesine davet eden bir modern zaman şamanı.

Bana göre sanatçının üstlendiği bu uğraş, bir ömür boyu bıkmadan usanmadan büyük fedakarlıklarla sürdürülen, aslında hayat gibi, zor ve çok meşakkatli bir iştir.

Malzeme – eser ilişkisi sizde nasıl işliyor?

Çağrışımlar sadece çalışmalarımda değil, hayatımın genelinde önemli bir yere sahip. Birçok alandan, farklı konulardan, farklı bakış açılarından besleniyorum. Bu benim için bir üretim tarzı olmanın ötesinde, bir yaşam anlayışı.

Anılar ve bıraktıkları izler kadar gelecek ve olasılıklar da çok etkiliyor beni. Çocukluğumdan beri okumaya, dinlemeye olan sonsuz merakım birbiri ile ilişkisi olmadığı düşünülebilecek konular, insanlar, yöntemler ve malzemeler arasında bağlantı kurma alışkanlığı kazandırmış bana, bunu bugün daha iyi anlıyorum.

Bana ilham veren, üzerinde çalışmam halinde yolun beni nerelere çıkaracağını merak ettiğim malzemeleri bir iletişim aracı olarak görüyorum. Bu bazen bir tuval veya resim kağıdı olabiliyor tabii. Ama geçmişten bugüne sergilediğim çalışmalarıma baktığımda dev kese kağıtları, kuru sonbahar yaprakları, doğada terkedilmiş atıklar ve bunlarla buluşturduğum birçok farklı malzeme kullandığımı görüyorum. Malzemeyi olduğu haliyle değil, çalışmanın akışına göre dönüştüğü, yeni bir kimlik kazandığı, ilk haline göre farklı bir anlam taşımaya başladığı zaman özgürlüğüne kavuşturuyorum, bu sefer o beni sürüklemeye başlıyor. Ben malzemeyi değil, malzeme beni yönlendiriyor. Bu maceralı üretim süreçlerinden çok keyif alıyorum.

Bugünlerde “ekrana” odaklandım, dijital dünyanın sunduğu olasılıkları keşfediyorum. Ama içerikte mutlaka ekranın dışındaki doğal hayatın, gündelik akışın detayları da rol alıyor çalışmalarımda. Bunu da dört farklı kuşağı deneyimlemiş bir insan ve sanatçı olarak bakış açısı zenginliği olarak değerlendiriyorum.

Merak etmeye, öğrenmeye, denemeye ve üretmeye devam ettikçe kuşkusuz yeni malzemeler, farklı kullanımları keşfetmeye devam edeceğim.

Günümüz sanatı hakkında neler söylemek istersiniz?

Sanat insana ve kültüre dair akla gelen her eylemi kapsıyor, öyle değil mi ? Sanata baktığım, objektifi olabildiğince genişlettiğim zaman sanatın bugünün yaşamına etkisi ve bu etkileri yaratmasını sağlayan rolleri daha da görünür hale geliyor.

Sanat, en temelde duyguları yansıtır. Toplumun içinden geçtiği zorlukları, iniş ve çıkışları ve bugünleri düşünerek ifade edecek olursam, çıkamayıp tıkanıp kalışları…. Ve sanat, o çıkmaz sokaklardan çıkış için ilham verir, yüzyüze olduğumuz zorluklarla başa çıkmak için umut ve güç verir. Görünenin ötesindeki olasılıkları görebilme arzusunu ateşler. Bu nedenle, günümüzde sanat ve sanatçının rolünün, tarihin çalkantıların durulmadığı dönemlerinde olduğu gibi azımsanamayacak bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum.

Teknolojinin sağladığı erişim kolaylığı ile kitlelere daha fazla ve daha sık olarak, son derece süratle ulaşan sanatsal üretim zihniyetinin, günlük hayatın gündeminden uzaklaşmakta olduğunu gün geçtikçe artan bir endişe ile takip ediyorum. Tartışmaya açmaya gönüllü olduğum bir teşhis benimkisi. Bu nedenle karakterini belirsizlik, muğlaklık ve sürekli değişimden alan “günümüz” dediğimiz bu zaman aralığında kesin tespitlere varmaktansa kendimize bazı kritik soruları sormanın zamanı da gelmiş olabilir.

Örneğin, gezegendeki hayatın sürekliliğinin sorgulandığı bu zaman aralığında sanat hangi amaç, anlam ve rolleri sahiplenecek ?

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

İnsan olarak, kadın olarak, eş, ebeveyn, arkadaş olarak mutluluğa, huzura, hayatımda olumlu enerjileri barındırmaya önem ve değer veriyorum. Öyle ki, çoğu zaman bunlar için savaşmam gerektiğini; duygu, düşünce ve davranışlarımı yaratıcı enerjimi besleyecek ve beni destekleyecek koşulları yaratmak için seferber etmem gerektiğini anlıyorum, hatta koşullarımı zorladığım oluyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası doğmuş, bu ülkede eğitim görmüş, aile kurmuş, çalışmış, evlat yetiştirmiş ve sanat için ilhamını bu yolculuktaki iniş ve çıkışlardan almış bir sanatçı olarak hayatın akışında zihinsel, duygusal ve bedensel olarak denge sağlayabildiğim birtakım alışkanlıklar geliştirdiğimin farkına varıyorum.

Beni mutlu eden şeyler üretkenliğimi artırıyor.

Tabii duygularımız da hayatın akışı gibi değişiyor. Kendi içimdeki dengeleri korumaya çalışırken çevremdeki değişim ve yetişmesi zor dönüşüme ayak uydurmaya çalışırken de buluyorum kendimi. İşte böylesi zamanlarda da düşünmek, okumak ve üretmek değişimin yarattığı türbülanstan çıkmama, dengemi yeniden bulmama aracı oluyor.

Bu sefer de üretirken mutlu oluyorum.

Hareket etmek, yürümek, dans etmek, şarkı söylemek… bana üretme enerjisi ve ilham veriyor. Doğa ile aramdaki engellerin kalktığını, olasılıkların arttığını hissediyorum. Böylesi çalışma süreçleri kendimi “hayatın tozunu ruhumdan temizlediğimi hissettiğim” akış halinde yakaladığım, kendi kendime çok eğlendiğim ve bunu çalışmalarıma yansıttığım zamanlar oluyor. Haliyle duygularım çalışmalarımdaki renklere de yansıyor.

Son dönemde çeşitli dijital uygulamalardan faydalanarak yaptığım çalışmalarda renk çeşitliliğine, renklerin birbirleri ile ilişkisine daha fazla yer vermeye başladım.

 

Corona ve yaşadıklarımız hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sanata etkisi nasıl olacak?

Sanatı insan hayatına uzak bir yere konumlandıramıyorum. Öyle ki, çoğu zaman sanatın sergilendiği müze ve galerilerin dışında, günlük hayatın akışında sanatla buluşma olasılığının daha da fazla olduğunu düşünüyorum.

Sanat, insan olmanın ne anlama geldiğini, duygu ve düşüncelerin çeşitliliğini ve etkilerini anlamak ve yeni olasılıkları keşfetmek için çok etkili bir araç.

Covid-19’un hayatın günlük akışı üzerindeki etkisi çok açık. Ve öyle görünüyor ki, gelecekte de bugünkü birçok alışkanlığın radikal olarak süratlenerek değiştiği bir dönemin miladı olacak.

Eskisi gibi kalan çok az şey olacak. Bunu savaş sonrası neslinin ilk üyelerinden biri olarak kabulleniyorum.

Ve dünyayı etkileyen salgın, ırkçılık, iklim değişikliği, eşitsizlik, açlık, yoksulluk ve daha birçok sorunun yaşandığı bir dönemde “insan” olmanın anlamını yeniden keşfetmek, kendimizi ifade etme olasılıklarımız artırmak ve bu nedenle de sanatın aracı olduğu iletişim, işbirliği ve üretime de alan açmamız gerektiğini düşünüyorum.

Gelecek nesiller bugünü okuduklarında küresel bir salgının yarattığı politik, ekonomik, sosyal, kültürel birçok dengenin değiştiğini, yeni dengelerin oluşması için seferber edilen kaynakları, verilen savaşlara anlam vermeye çalışacaklar.

Başka bir ifade ile, bugün seferber edilen çaba ve kaynaklar geleceği şekillendirecek.

İşte bu nedenle sanata ve sanatçıya verilen değerin belki de olmadığı kadar artması gerektiğini düşünüyorum. Hangi seviyede olursa olsun, ölçek veya sanat dalı gözetmeden üretilen her çalışmanın yaşamın devamlılığı için etkili ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Sanat, bireysel ve sosyal refahımız, “iyiliğimiz” için gerekli.

Bugün zorunlu olarak aramıza mesafe koymak zorunda kalsak bile bizi birbirimize yaklaştıran, farklı bakış açılarını birbiri ile buluşturan, ilham veren, merak yaratan, üretkenliği beslediği için olumlu duyguları da harekete geçiren, umut veren bir araç sanat.

 

Neşe Ogun İstanbul’da doğdu.

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Dekoratif Sanatlar Seramik bölümünden mezun oldu.

1985-1993 yılları arasında İstanbul Resim Heykel Müzesi Derneği’nde Gökhan Anlağan, Tomur Atagök, Özdemir Altan, Yusuf Taktak ile birlikte resim çalıştı.

6 kişisel sergi ve 12 karma sergide imzası olan Neşe Oğun son iki yıldır çalışmalarına dijital uygulamaları da dahil ederek devam ediyor.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.