Beyza Boynudelik: “…Tüm dünyayı, dünya tarihini, bir diğerinin deneyimini anlamak için elimizdeki en zihin açıcı, keyifli ve renkli alan sanat…”

0 107

Beyza Boynudelik dışavurumcu tarzıyla rutini olağandışı kılan mültidisipliner bir sanatçı. Zevkli bir söyleşi oldu.

Eserleriniz üzerinden sanatınızın gelişim ve değişim sürecini anlatır mısınız?

Öğrencilik döneminin ardından, oldukça ekspresif, figürden hiç kopmayan ancak yapıtların neredeyse tümünde sezgisel ve sembolik yapı içeren bir başlangıç dönemim mevcut. Zamanla tüm bu yapı, hayata dair daha güncel soruları içermeye başladı ve gerçeklik, samimiyet, varoluş eksenlerinde gelişmeye devam etti. Bir süre sonra çoğalan sorularımla beraber kimlik meselesi yapıtlara dahil oldu. O zaman başlayan kostümler, giyilen kimlikler ve kendini şablonlar üzerinden tanımlama durumu işlerin omurgasını belirledi. Bir sonraki aşamada ise kentli bireye ve bugünün dünyasındaki kaotik yaşantısına, temas ve  iletişim meselelerine de odaklanmaya başladım. Başlangıçta sadece pentür ve gravür ile yapıt üretirken, tüm bu gelişmelere eş zamanlı olarak medyumlarım da çeşitlendi ve video, yerleştirme, heykel vb. de üretim skalama dahil oldu. Şu anda hala birkaç disiplinde birden yapıt üretiyorum.

Son çalışmalarınızın hikayesi nedir? 

Son çalışmalarım, aslında uzunca zamandır süregelen işlerimin bir özeti ve devamı niteliğinde. Ana eksende temas, iletişim, günlük rutinler, bu çağın gerçekleri olan gözetleme ve gözetlenme olguları ile beraber bugünün kentli bireyinin beton, fauna ve flora ile ilişkisini düşünerek ürettiğim işler. Kendini sosyal medya üzerinden avatarlar ile tanımlamaya soyunan, toplumsal normlar açısından ideal ve onaylanmış olmaya çabalayan, farkında olmadan kontrol altında tutulan ve değerleri, beğenileri dahi belirlenmiş olan kısa hafızalı  bireyin kent ve  toplum içindeki psikolojik ve fiziksel varlığı üzerine düşündüğümü söyleyebilirim. Gerçek iletişimdeki sıcaklığı unutan, ötekine karşı apatik hale gelmiş bu figürlerin doğa algıları, yeni habitat arayışları ve iletişim ihtiyaçları ise serginin hikayesini oluşturuyor. Son çalışmalarda özetle gözetleme dürbünleri, kendi yerkürelerine kapanmış figürler ve doğa-birey ilişkisine örnek kağıt ve tuval işler var.

Tekrar Merhaba, 120x90cm,,kağıt üzeri akrilik

Resim ve heykel çalışmalarınızın birbirine etkileri nasıl oluyor?

Aslında bu zincirin içinde bir de gravür var. Resim, heykel ve gravür, sundukları farklı plastik olanaklarla ve farklı uzunluklardaki süreçleriyle, farklı teknik gereklilikleriyle benim üretime karşı olan heyecanımı ve araştırma isteklerimi ayakta tutuyorlar diyebilirim. Resim zaten üniversitedeki eğitim alanım, yanısıra gravür de okuldan beri teknik olarak hakim olduğum bir alan. İkisinde de işlerime uygun olarak sınırları genişletmek ve yeni yöntemler araştırmak beni motive ediyor. Heykel çalışmak ise çok aşamalı haliyle başka bir çalışma sistemine geçmeme sebep oluyor. Her bir disiplinden bir diğerine aktardığım avantajlar ve yöntemler ile işlerin içeriğine özgü hale getirmeye niyetlendiğim bir üretim yapım var.

Sanat ve sanatçı tanımınızı alabilir miyim?

Uzun vadede dünya tarihi sanat, siyaset ve savaşlar üzerinden okunuyor. Sanat benim için yaşamı ve tüm dünyayı hem tarihsel hem de anlaşılır kılıyor, sanatçı ise amaçlasa da amaçlamasa da döneminin tanıklığını yapıyor. Sanatçı benim için kendi algısı ve deneyimi üzerinden hayat kaydı tutan demek. Yapıtların yöntemi ve biçimsel yapısı nasıl olursa olsun, hatta çok kişisel veriler içerse dahi sanatçının hayat görüşü üzerinden yaşadığı döneme ışık tuttuğunu düşünüyorum.

Günlük Rutin-Aidiyet, 180x150cm.Kağıt üzeri akrilik

Sanatçının diğer insanlardan farkı var mıdır?

Yoktur bence, hatta sanatçı ruhlu insanlar da sanatçılara yakın zihniyettedir diye düşünüyorum. Ama yine de ayırdedici unsurlar olarak ciddi bir gözlem yeteneği -hem kendine hem de etrafına- ve yaşamdaki tüm unsurları başka bir gözle ele alma, yorumlama yeteneğinden bahsedebiliriz. Belki her şeyin bir adım dışına çıkarak yapılan gözlem, hem kişisel hem de toplumsal deneyimin izleyiciye daha iyi ve bambaşka bir açıdan aktarılmasını sağlamakta.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

Bir sanat izleyicisi olarak bu soruya vereceğim cevap çok net: Gördüğüm pek çok yapıt beni heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor. Hele ki takip ettiğim, süreçlerini bildiğim sanatçıların işlerini gözlemlediğimde üretimlerin nereye evrildiğini görmek ve o esnada tahminler yapmak benim için çok keyifli. Sanatçı olarak ise şunu söyleyebilirim: Sanat yoluyla bir şeyleri anlamlandırmak, çözmek, hakkıyla yapıtı bir noktaya getirmek ve başkalarına üzerine ürettiğim konular hakkında ilham vermek oldukça tatminkar. Üretim süreci sancılı olsa da yapıtın son hali ve izleyiciye ulaştığı, iletişime girdiği dönemi mutluluk veriyor diyebilirim. Ama mutluluk için sanatla uğraşıyorum diyemem.

Sizi yaratmaya iten, tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

Kendi deneyimlerim ve “öteki”nin deneyimi, çevremde ve kendi özelimde olup bitenler, gazetelerin üçüncü sayfa haberleri, bilimkurgunun her türü ve sosyal medyadaki tüm gerçekçi olmayan –ya da tam tersi “bu dönemin gerçeği, normali haline gelen”- iletişimler, şu aralar işlerimin ana eksenini oluşturuyor. Yalnızlaşan kentli birey, toplumsal ve kişisel hafızaya dair deneyimlediklerim, bunların yanısıra uzun vadede hep ilgi duyduğum, ülke politikalarının doğa eksenindeki tutumları, katledilen yeşil alanlar, insanlık yüzünden zarar verilen veya soyu tükenen hayvanlar, bitmek bilmeyen habitat arayışlarımız, yine kendi üzerimden beni her daim düşünmeye ve üretmeye sevkediyor. Kısacası tanık olduğum çoğu şey, üretmek için sebep.

Panoptes, 1m. çap. pleksi ve gözetleme dürbünleri, detay

Beğendiğiniz sanatçılar ve eserleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Çok fazla sanatçıya ve sanat eserine ulaşabildiğimiz bir dönemdeyiz ve özellikle kendi kuşağımdan, bu coğrafyadan o kadar çok sayıda takip ettiğim sanatçı var ki… Hepimiz sanat tarihinden referanslar aldık, beslendik ama asıl beslendiğimiz, bu dönem birbirimizin eş zamanlı üretimleri. Hem bizzat atölye ve sergi ziyaretleri yaparak, hem de sosyal medya üzerinden çokça iyi iş görüyorum ve iletişimde kalıyoruz. Aslında bu belirsiz ortamda birbirimizi ayakta tuttuğumuzu söyleyebilirim. Yabancı bir çok sanatçıyı da benzer şekillerde izliyorum ama bu coğrafyada bu denli iyi sanatçıların ve adaylarının olmasından da gurur duyuyorum diyebilirim.

Günümüz sanatı hakkında neler söylemek istersiniz?

Günümüz sanatı çoğulcu bir anlatım ve yöntemler bütünü olarak tüm imkanlarıyla önümüzde uzanmakta. Global olarak dijital medyumlar sayesinde mesafelerin yakınlaştığı ve eş zamanlı deneyimlerin arttığı bu dünyada, “Öteki”nin deneyimine duyduğumuz merakla beraber sanata dair algının büyük kısmı artık tanıklıklar ve kişisel deneyimler üzerinden kuruluyor. Bu algıyı yapıta dönüştürmek de bahsettiğim çoğulcu anlatım üzerinden ilerliyor. İçerik açısından oldukça zengin ve bir taraftan da çok fazla yapıta, çok fazla sanatçıya ulaşabildiğimiz bu hem dijital hem de fiziksel ortam, benim için heyecanlı ve verimli bir mecra.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır?

Hayatı anlamak ve anlamlandırmak adına, birincil gibi görünmeyen ama bence o denli önemli bir mecra sanat. Sonuçta bahsettiğim gibi tüm dünyayı, dünya tarihini, bir diğerinin deneyimini anlamak için elimizdeki en zihin açıcı, keyifli ve renkli alan. Sanat üretmek de izlemek de yeterince ruhumuzu besliyor, hele bu kaotik düzende.

Corona ve yaşadıklarımız hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sanata etkisi nasıl olacak?

Corona, hepimizin sıradan programlarını, rutinlerini sekteye uğrattı. Güvenli alanlarımıza -ama bu kez endişeli bir şekilde- kapanmamıza, tüm beklentilerimizi öngörülemez bir süre için rafa kaldırmamıza sebep oldu. Yıllardır film sektörünün ve bilimkurgu edebiyatının bizlere sunduğu distopik gelecek ve türevleri bir anda gerçek oldu, hem de karşımızda görünmeyen bir düşmanla. Sanırım herkesin en çok zorlandığı kısım, kısıtlanma konusu ile beraber hayat planlarının bozulması ve önümüzü görememek oldu. Global olarak verdiğimiz bu ilginç sınav, herkese yeni uğraşlar kazandırmanın yanısıra, yeni zaman kullanma metotları da geliştirmemize sebep oldu. Kimileri bu süreçte sanatsal üretimlerini arttırdı, bir kısım sanatçı da sadece gözlemlemek ve bu dönemi deneyimlemek istedi. Her şekilde, tüm sektörlerde olduğu gibi sanat alanında da değişen fuar tarihleri, iptal edilen sergi ve etkinlikler genel anlamda moral bozsa da, uzun vadede ciddi bir etkisi olacağını düşünmüyorum. İllaki yeni yöntemler bulunacak. Dünya tarihi büyük felaketler ve savaşlarla dolu, ancak dönüp geriye baktığımızda sanatın üretilmeye ve izlenmeye devam ettiğini görüyoruz, dahası bu dönemler hep sanat yoluyla bizlere aktarılıyor.

Size verilmiş en etkili profesyonel nasihat neydi, kim vermişti?

Bu işin upuzun bir maraton olduğunu ve vazgeçmeden devam etmem gerektiğini, işlerimin bunu hakettiğini, rahmetli Avni Arbaş tesadüfen ilk sergi kataloğumu gördükten sonra söylemişti, kısa süre sonra da vefatını duydum. Onun gibi bir üstat tarafından işlerimin onaylanması bir yana, kalıcı olacağımı düşünmesi beni hala heyecanla motive eder.

Beyza Boynudelik İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü Adnan Çoker ve Kemal İskender atölyelerinde öğrenim gördü. Aynı üniversitede, Zekai Ormancı Atölyesi’nde yüksek lisansını tamamladı.
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.