Çocuk kitabı yazarı Gökçen Zorcu: “Çocukların hayal güçlerine öylesine hayranım ki “onu geliştirmeye çalışmayı” bile biraz ukalaca buluyorum, en fazla korumaya, bozmamaya çalışabiliriz..”

0 109

Çocuk kitabı yazarı Gökçen Zorcu’nun “Limonkent’in Kahramanları”nda geçen “Deliler ve çocuklar, onların umutsuz görüntüsü dünyanın en acı, en yaralayıcı manzarasıdır” cümlesi beni bu röportajı yapıp yazarı sizlerle tanıştırmaya itti. Kitabı sadece çocuklara değil, yetişkinlere de öneriyorum…

Masal yazmaya nasıl başladınız?

Masal/öykü yazarlığı süreci kızıma masal okuduğum bir gece başladı. Kızım o sıralar dört-beş yaşlarındaydı sanırım. Okuduğum masalda üçü oğlan biri kız dört çocuğu olan bir hükümdar,  yaşamının sona ermek üzere olduğunu hissediyor ve kendisinden sonra ülkeyi yönetecek kişiyi seçmek için oğulları arasında bir cesaret sınavı yapmaya karar veriyordu. Bir kaplanla aynı kafeste bir gün geçirmeyi başaran oğluna ülkenin yönetimini devredecek. Kızım masalı tatlı tatlı dinlerken birden şaşırdı ve “Baba, kız neden sınava girmiyor?” dedi, “neden sadece oğlanlar sınava giriyor?” Şaşkınlığı konuştukça yerini isyana bıraktı ve gözleri dolarak “masallarda kızlar neden kahraman olmuyor baba, neden sadece erkekler kahraman oluyor?” dedi. Kendisine okunan birçok masalda en hafifinden örtülü olarak, ki genelde çok açık ve dikte edercesine, bu izlek vardı. Çocuklara daha küçücükken kızların ülkeyi yönetemeyecekleri anlatılıyordu.

Benim masal serüvenim de o gece başladı işte. Kızım uyuduktan sonra, kızların da sınava girdiği bir masal yazdım. Bu masal daha sonra “Dostluk Sınavı” adıyla yayınlanan ilk kitabıma dönüştü.

Sizi tetikleyen düşünce ve olaylardan söz edebilir misiniz?

Baba olmayı bu konudaki en büyük şansım olarak görüyorum. Hikayeler genellikle kızımla yaptığımız sohbetlerden çıkıyor. Çocukların bakış açısı, hayal gücü müthiş. Kalpleri, zihinleri tertemiz. Onları anlamaya, onlardan öğrenmeye çalışıyorum.

Yeni nesil çocuklar hakkında neler söylemek istersiniz? Dünyanın, insanlığın gidişatını değiştirebilecekler mi sizce?

Çocuklar doğası gereği yeniye, iyiye, güzele yatkınlar bence. Ancak biz onları kendimize, sıkıcı yetişkinlere, dönüştürüyoruz. Bir rahat bıraksak onları. Çocuklar üzerinde öylesine yıkıcı bir etkimiz var ki, okullar, kurslar, ödevler derken nefes aldırmıyoruz onlara. Kendi yetişkin değerlerimizi aşılıyoruz ısrarla. Para kazanmanın en önemli yetenek olduğunu, sorunların şiddetle veya rüşvetle çözülebileceğini, oğlanların arabalardan, futboldan; kızların güzellikten ve yemek tariflerinden konuşmaları gerektiğini öğretiyoruz. Ben değişik yaş gruplarından çocuklarla onlarca kere atölyeler yaptım. Acı ama çevrenizdeki yetişkinler hangi konulardan konuşuyor dediğimde en çok bu cevapları veriyorlar.

Kısaca onların güzel bir dünyada yaşamalarının önündeki en büyük engel bizleriz. Eğer bizleri alt edebilirlerse evet, dünyayı da değiştirebilirler. Ayrıca dünyayı değiştirme misyonunu onlara yüklemek de öyle ağır bir haksızlık ki. Eskiden daha çok gençlere bağlanan bir umuttu bu. Daha güzel bir dünya için çaba göstermeyen yetişkinlerin çocukları, gençleri geleceğimiz olarak görmesi pek samimi gelmiyor bana.

Sanat ve sanatçı tanımınızı alabilir miyim?

Bu konuda orijinal bulabileceğiniz bir tanımım yok. Masal/öykü dünyası açısından değerlendirirsem, yaşama ilişkin çıkarımlarımızı, anlatmaya değer bulduğumuz komik ya da trajik olayları, deneyimlerimizi, duygularımızı yeni kuşaklara estetik olarak aktarmanın bir yöntemi belki de. Bunu yaparken kullanılan yaratıcılığın gücü, ürünü sıkıcı bir nasihat bildirgesine veya bir sanat eserine çeviriyor.

Çocuğunuzdan ve ilişkinizden bahsetmek ister misiniz? Yaşamınıza, işinize etkileri neler?

Uzun yıllar önce Adam Şenel’in Ozmos Cronos kitabını okumuştum. Kitabın başındaki otobiyografiyi hiç unutmam. Kitaba bakmadan, hatırladığım kadarını aktaracağım. Eski öğretmeni tarafından hırpalanan çocuğun annesine yeni öğretmeni “çok zeki olduğunu, anlattıklarını bir fotoğraf makinası gibi kaptığını” söylüyor. Yazar da “kurcalanıp bozulmamışsa her çocuğun kafasının içinde böyle bir fotoğraf makinası vardır” diyordu. Ben de kısaca bozmamaya çalışıyorum diyebilirim. Çocukların hayal güçlerine öylesine hayranım ki “onu geliştirmeye çalışmayı” bile biraz ukalaca buluyorum, en fazla korumaya, bozmamaya çalışabiliriz işte.

Böyle bakınca kızımdan çok şey öğreniyorum diyebilirim, benim için bunca yıllık yaşamımı yeniden kurabilmek için bir şans veriyor. Ben de ona çok kullanılmış bir hayatın deneyimlerini aktarmaya çalışıyorum. Nasıl beceriyoruz bilmiyorum ama bunu eğlenceli bir şekilde yapabiliyoruz.

Mutlaka okunmalı diyebileceğiniz kitaplar listesi yapmanızı rica etsem… (Yetişkinler ve çocuklar için)

Çocuklar için; çok severek okuduklarımdan ilk elden aklıma gelenler; Babam Süt Peşinde, Cim Düğme ve Lokomotifçi Lucas, Hırsızlar Sirki, Pippi Uzun Çorap ve Pinokyo diyebilirim, bir de Christine Nöstlinger ve Otfried Preussler kitaplarını ekleyebilirim.

Yetişkinler içinse; en sevdiklerimi Gılgamış, Hobbit, Zorba, Minima Moralla, Duino Ağıtları, Ve… Sonraki Hayattan Kırk Öykü, Bitmeyecek Öykü, Momo, Kırılgan Şeyler olarak sayabilirim ve tabii Ursula Le Guin, Galeano, Shakespeare, Yaşar Kemal, İhsan Oktay Anar, Hakan Bıçakçı, Barış Bıçakçı, Hakan Günday kitapları…

Mucizeler yaratabilen bir masal kahramanı olsaydınız dünyayı değiştirmek ister miydiniz? Neyi değiştirirdiniz?

Yeni kitap çalışmam için Jamaika-Nijerya-İspanya üçgeninde bir tarih araştırması yapıyorum. 1500’lü yıllardan 1800’lerin sonlarına kadar, bu bölgede yapılan köle ticareti nedeniyle, büyük acılarla geçen dolu dolu öyle bir üç yüz yıl var ki sadece bu nedenle bile insanlığın bu gezegenden yok olması istenebilir.

Diğer yandan da insanlığın başardığı öyle mükemmel şeyler var ki saymakla bitmez, hepsi ayrı bir mucize. Yıkıp baştan yapmaya kalkarsak bu mucizeleri bir daha başaramayız diye korkarım. Bir şeyleri değiştirmek zaten artık tek çaremiz. Bu güce sahip bir masal kahramanı olsam; insanları, başka insanların, başka canlıların mutluluğuyla mutlu olan varlıklar haline getirirdim.

“Limonkent’in Kahramanları” şehirde yaşayanların unutup bir kenara attığı fikirleri bulup kendilerine ulaştırmaya çalışıyorlardı. Sizin gerçekleştirmekten vazgeçtiğiniz fikirlerden birini bizimle paylaşmanız mümkün mü?

Gerçekleştirmekten vazgeçtiğim, gerçekleştirmeyi unuttuğum, bir zamanlar onu gerçekleştirmeyi istediğimi dahi unuttuğum binlerce fikrim var. “Limonkent’in Kahramanları” da tam bu dertten duyduğum yakınma nedeniyle yazılmıştı. Hangi birini saysam ki… Sanırım en eğlencelilerinden biri “Başarısız Olmaya Mahkum Projeler Yarışması” düzenlemekti.

Herkesin aynı fikir/eylem etrafında buluşmasının imkansız olmadığını  ispatlayan Limonkent çocuklarına hayran oldum. Bu konuda bir anket yaptınız mı? ya da size öneri yazanlar oldu mu? Paylaşmak ister misiniz?

Bir anket yapmadım ama dünya üzerinde yapılan neredeyse bütün festivalleri inceledim. Pek çoğu zaten çocukca bir hayal gücünü koruyabilmiş olan insanların ürünüydü. Bu festivallerin taşıdığı neşe ve coşku öyle heyecan verici ki, benim için büyük bir ilham kaynağı oldu.

Okumak istemeyen çocukların ebeveynine neler önermek istersiniz?

Tabii ki yetişkinlerin kitap okumadığı bir evde çocukların okuması da pek kolay olmayacaktır. Fakat bu klasik yanıtla yetinmek istemem. Bu sorunda biraz daha derinleşmek gerekiyor kanısındayım. Benim kızım da okumayı yeni öğrendiği dönemlerde kitap okumayı pek istemezdi. Çünkü okumakta çok zorlandığı açıkça görülüyordu. Bu onun için yorucu ve pek keyifli olmayan bir faaliyetti. Ben bu dönemde okumasını istediğim kitabı ona kendim okumaya başlayıp heyecanlı bir yerinde bırakırdım. “Baba n’olur devam et” demelerine dayanabilirseniz iyi bir okur ortaya çıkarabiliyorsunuz.

Bunun gibi, çocuğun her döneminde okumasını desteklemek için yapılacak bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Ben okuduğum kitapların bazen tamamını bazen de ilgi çekici yerlerini kızıma hep anlatırım mesela. İşte, çocuk müzisyen olmak istiyor ama arkadaşları onu gruba almak istemiyorlar. O da çok sevdiği halde bateri çalmayı bıraktı. Kitabın şimdilik burasındayım, bakalım devamında ne olacak henüz okumadım diyorum. O da şimdi hem benim okuduğum kitabı merak ediyor hem de kendi okuduklarını bana anlatmaktan keyif alıyor.

Tabii çocuğun ilgisini çekecek kitapları seçmek de ilk zamanlar ebeveynlere düşüyor. Bu işe biraz özel bir mesai harcamak gerekiyor yani. Sadece “çocuğum kitap oku” demenin tek başına bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Her çocuğa özel geliştirilebilecek yöntemler mutlaka vardır. Ebeveynlerin bu çabalarının sonuçsuz kalacağını düşünmüyorum çünkü kitap okumak gerçekten güzel.

Gökçen Zorcu

İzmir’de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.Birçok öyküsü çocuk dergilerinde yayınlandı. Okullarda çocukların yaratıcılığını geliştirmeyi ve korumayı hedefleyen “Uydurma Atölyeleri” düzenliyor.

2011 yılında “Deli Islığı” adlı şiir kitabı yayımlandı.  “Dostluk Sınavı” ve “Uykusu Kaçan Orman” adlı iki çocuk öykü kitabı bulunuyor.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.