Ayşen Savcı: “Gizemli ışıklar yansıtan cam heykellerim içimizdeki kapıları açsın ve hem aklımıza hem de kalbimize seslensin istedim.”

0 314

Ayşen Savcı sanatını çok yaygın olmayan bir alanda yapıyor. Cam heykellerini gördüğümde ardında tekniği ve duygusu kuvvetli biri olduğunu anlamıştım..

Cam çalışmaya ne zaman başladınız? Eserleriniz üzerinden sanatınızın gelişim ve değişim sürecini anlatır mısınız?

Benim son derece verimli ve enteresan diye nitelenebilecek uzun bir iş yaşamım oldu. Profesyonel olarak çalıştığım yıllar boyunca çok şey öğrendim, iyi işler yaptım, keyif aldım, pek çok yer görme fırsatı buldum ama en önemlisi de bana heyecan veren ve bende iz bırakan birçok muhteşem insanla tanıştım. İş yaşamım süresince her ne kadar yaptığım işlerden tatmin olduysam ve keyif aldıysam da hep içimde biryerlerde ‘ellerimle bir şeyler yapmalıyım’ duygusu vardı. Arkadaşlarım bu isteğimi pek gerçekçi bulmazlardı, çalışmaktan yemek yapmaya bile vakit ayıramamış olan benim ellerimle ne yapabileceğim konusu biraz spekülasyona açıktı doğrusu…  Ancak 2011 yılında ellerimle ne yapmak istediğimi buldum ve cam’ı fırınlarda şekillendirme konusunda öğrenme ve deneme süreci başladı.  Zaman içerisinde camı fırınlarda şekillendirme ile ilgili olarak Türk ve uluslarası çok değerli sanatçılarla tüm teknikleri kapsayan atölye çalışmaları yapma imkanı buldum. 2014 yılında kendi fırınlarımı alarak atölyemi işlevsel hale getirdim (www.studiovolcano.com) Bu dönemde desenimi geliştirmek amacı ile resim çalışmalarına da başladım. Karakalem, füzen, kömür, lavi, pastel, suluboya ve yağlıboya teknikleri ile çalışmalar yaptım. Ocak 2014’de dünyaca ünlü İsveçli sanatçı Bertil Vallien’in atölyesine katılarak, kuma döküm (Sand Casting) tekniği konusunda deneyim edinme fırsatı buldum. Bir de tabii camın kimyası ve kalıpla şekillendirme (Kiln Casting) teknikleri üzerine çok okudum.

Ben tek tek tasarladığım heykellerimi, sadece tek bir defa kullanılabilen ısıya dayanıklı kalıplar vasıtası ile fırınlarda camı önce eritip sonra da soğutmayı içeren uzun ve meşakkatli bir süreç sonucunda, cam heykellere dönüştürüyorum.  Modelimi önce kilden yapıyorum sonra silikon kalıbını alıyorum ve bu kalıp vasıtası ile modeli ikinci aşamada balmumundan döküyorum. Sonrasında fırına girebilir bir kalıp hazırlayıp, balmumunu içinden erittikten sonra cam yükleyip fırına veriyorum. Fırında kalma süresi, camın cinsi, et kalınlığı gibi faktörlere dayanan bir program ile belirleniyor. Soğuma işlemi tamamlandıktan sonra, kalıbı kırarak içinden camı çıkarıyorum. Dolayısıyla her bir çalışma tek oluyor.  Bu teknikler kullanıldığında camın şeffaflığını bir miktar kayboluyor, ancak ışığı gizemli ve buzlu bir şekilde yansıtan harika sonuçlar ortaya çıkıyor. Öte yandan, açık kalıplar kullanarak ve camın saydamlığından yararlanarak camın içine hikayeler yazmak da mümkün. Ben bunu camı bir tuval gibi kullanarak üç boyutlu, katman katman resimler yapmak olarak tanımlıyorum.

Sizin anlayacağınız, bu benim ikinci hayatım… Sanırım pek çoğumuz için, içinden gelen sese kulak vererek ve yaşam deneyimlerini değerlendirerek, kendini mutlu eden bir şeyler yaratmak ve üretmek çok insani bir istek. İşte ben de bu isteğin peşinden gidiyorum…

Günümüz sanatı hakkında neler söylemek istersiniz?

Güncel sanat konusu gerçekten üzerinde çok konuşulan ve çok farklı yaklaşımlara yol açan bir konu. Dünyada olup bitene dikkat çeken, bizi etkileyen, düşündüren sosyal içerikli pek çok eser yer alıyor bienallerde, fuarlarda, sergilerde… Bu anlamda günümüz sanatının önemli bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Ama öte yandan sanatta kolaycılığa kaçılmasından rahatsız oluyorum. Zira bir çok sanat sever insanın bu kolaycılık yüzünden sanattan uzaklaştığını gözlemliyorum. Bana göre görsellik ve estetik de bir sanat eserinin parçası olduğu zaman sanatçının vermek istediği mesajı daha da kuvvetlendiriyor. İzleyicilerin zekalarını, duyu ve düşüncelerini önemseyerek yapılan işler zihinlerde daha çok iz bırakıyor. Onun için bir sanat eserinde verilen mesaj kadar görselliği de önemli olduğunu düşünüyorum.

Son çalışmalarınızın hikayesi nedir? 

Son çalışmalarım 2020 Ocak ayında, İstanbul Concept Gallery’de, ‘Ciddiye Alıyorum’ isimini verdiğim sergide yer aldı. Sanki evren bizim etrafımızda dönüyormuşçasına, sanki her şey bizim için yaratılmışçasına, kendimizi fazlasıyla önemsiyoruz. Kendi hissettiklerimiz, kendi tutkularımız, kendi arzularımız, kendi beklentilerimiz, kendi duygularımız, kendi hayallerimiz, kendi hayal kırıklıklarımız, kendi düşüncelerimiz, kendi başarılarımız, kendi mutluluğumuz, kendi acılarımız etrafında şekilleniyor her şey…  Ama bu benmerkezlilik aslında evrende küçücük birer zerre olduğumuzu unutturuyor bize. Sergiye hazırlık sürecinde, bu farkındalıkla hareket ederek ben merkezli olmadan, ciddiye aldığım şeyleri sorguladım ve camın büyülü dünyasından yararlanarak, tek tek tasarladığım ve oluşturduğum heykellerle bu sorgulamamın sonuçlarını yansıtmaya çalıştım. İstedim ki gizemli ışıklar yansıtan cam heykellerim içimizdeki kapıları açsın ve hem aklımıza hem de kalbimize seslensin. Bu sergide her birinin adı ‘Ciddiye Alıyorum…’ diye başlayan 15 cam heykelim ve bir yerleştirmem yer aldı.

Resim ve cam çalışmalarınızın birbirine etkileri nasıl oluyor?

Aslında cam Türkiye’de sanat denilince hemen akla gelen bir malzeme değil. Türkiye’de cam, sanattan ziyade fonksiyonel ve dekoratif obje üretimi noktasında çok önemli bir yere sahip. Oysa benim yıllarca yaşadığım ve çalıştığım İsveç’te cam, aynı zamanda çok değer verilen bir çağdaş sanat malzemesi. Desen ise plastik sanatların olmazsa olmazı… Desen çalışmaktan ve resim yapmaktan büyük keyif alıyorum. Resim benim cam ile çalışırken desenimi geliştirmek ve farklı çalışmalar yapabilmek için el attığım bir dal. Ancak resim her yerde, her zaman yapılabiliyor. Bir karakalemle bile çok şeyler anlatılabiliyor. Onun için resmi sevdim. Yolculuklarım sırasında gördüğüm yerler, tanıştığım ve benim üzerimde etki bırakan bütün insanlar, yıllar içerisinde karşıma çıkan tüm zorluklar ve mutluluklar yaptığım resimlerle somutlaştı. Bende bir şekilde etki bırakan insan yüzlerini ve yaşamlarından kesitleri resmetmeyi seviyorum. Mine benim ilk öğrendiğim teknik. Genelde takı yapmada kullanılıyor ama ben takı tasarımcısı olmadığım için bakır plakalar üzerine, mine kullanarak küçük resimler yapıyorum.

Elbette değişik sanat malzemeleri ile çalışmak insanı geliştiriyor ve eğitiyor ancak benim öncelikli seçimim her zaman cam oldu.  Cam ile çalışmanın pek çok zorluğu olduğunu itiraf etmeliyim, kaprisli bir malzeme… Pürüzsüz, parlatılmış, cilalanmış camlardan hoşlanmıyorum. Ancak kullandığım döküm teknikleri camın ışığı emerek, yarı saydam, gizemli, duygusal, efsanevi yansımalara olanak vermesini sağlıyor.

Her ne kadar cam, Türkiye’de kavramsal sanat denilince hemen akla gelen bir malzeme değilse de üç boyutluluğa getirdiği çok farklı olanaklarıyla, saydamlığı sayesinde renk ve form kombinasyonlarına tanıdığı farklılaşmayla, başka hiçbir malzemenin sunamayacağı olanakları sunuyor ve rakipsiz bir ifade aracı oluyor diye düşünüyorum.

Sanat ve sanatçı tanımınızı alabilir miyim?

Bana göre bir işin sanat eseri olup olmadığına, bir insanın da sanatçı olup olmadığına ancak o sanat eserini ve o insanın yapıp sergilediği çalışmaları izleyen insanlar karar verebilirler. Bu iş karşılıklı bir iletişim işi, yani eğer izleyicide duygular, düşünceler uyandırabiliyor, kalıcı etkiler, heyecanlar yaratabiliyorsa o çalışma bir sanat eseri, onun yaratıcısı da sanatçıdır diye düşünüyorum. Tabii bu işin olmazsa olmazı da özgün olmak.

Sergilerimden birinin genç ziyaretçilerinden biri “Demek ki sanatçı, ürettiği işler vasıtasıyla doğru zamanda doğru yerde olmayı ve böylelikle aydınlanmak için çırpınan zihinlere ulaşmayı başaran kişiymiş” demişti. Serginin ona tam da o an duymaya ihtiyacı olduğu cevapları sanki tam da onun için özenle hazırlanmışçasına sırasıyla karşısına çıkardığını söylemişti. Bu duyduğum en güzel sanat ve sanatçı tariflerinden biriydi.

Çoğu insan sanatçının diğer insanlardan daha farklı olduğunu düşünüyor. Sizce de böyle mi? Neden?

Ben sanatçıların diğer insanlardan farklı olduğunu, yaratıcılığın da sadece sanatçılara özgü bir şey olduğunu düşünenlerden değilim. Başta bahsettiğim gibi uzun yıllar profesyonel hayatta yer aldım. Hem özel sektör yöneticiliği, hem de diplomatlık tecrübem var. Gördüm ki yapılan iş ne olursa olsun, daima bunu biraz daha farklı yapabilen, özgün çalışma biçimlerine yönelen insanların, yani yaratıcılıklarını kullananların başarı oranı daha yüksek oluyor. Farklı ve özgün bakış açıları gelişmeyi de beraberinde getiriyor. Tabii yaratıcılığı yüksek olan insanların egoları da biraz daha yüksek oluyor. Bence her insan içinde bir sanatçı barındırıyor.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

Düşünün ki, kendi ruhunuzu katarak ortaya çıkardığınız bir eser, hiç tanımadığınız bir insanın aklına ve ruhuna dokunuyor, aranızda gizli bir sohbete dönüşüyor. Bu gerçekten inanılmaz büyük bir mutluluk kaynağı…

Sizi yaratmaya iten, tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

Gençliğimden bu yana her zaman toplumsal olaylarla ve insan psikolojisi ile ilgilendim. Bireyin görünüşe göre özel olan problemleri ile toplumsal ve tarihsel meseleler arasındaki bağlantıları görebilmeye çalıştım. Bilip gördüklerimi, hüznümü, sevincimi, kafamı çevirip görmezden gelemediklerimi, inandıklarımı, inanmadıklarımı paylaşmayı seçtim ben. Yani söyleyecek sözüm var ve bunu da camın büyülü dünyasından yararlanarak yapmaya çalışıyorum.

Olayın veya durumun kendisinden ziyade bunun bende bıraktığı izlenimler ve duygular yansıyor cam heykellerime. Çoklukla heykellerimi, doğa dostu bir malzeme olan camı, doğal taşların kucağına bırakarak oluşturuyorum. Çalışmalarım, içinde yaşadığımız zamanın ruhunu yansıtsın istiyorum. Elbette bir de Akdenizli olmaktan, bu coğrafyanın doğasından ve kültürel geçmişinden etkilenmiş olan işlerim var. Tanrılar, tanrıçalar, denizle ilgili her şey camlarıma yansıyor…

Benzersiz bir parça tasarlamak ve üretmek her zaman zordur ama aynı zamanda ilham verici bir işlemdir. Her parça bireysel, kendine özgü kusurunu taşır. Yapmak istediğim, camın gizemli ışığını, görsel hareketliliğini, dokusunu, katman katman derinliğini kullanarak camlarıma kimlik kazandırarak, hayat vermek. Kısacası malzemenin sınırlarını zorlayarak camın ruhunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum…

Beğendiğiniz sanatçılar ve eserleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Beğendiğim pek çok yerli ve yabancı sanatçı var. Çağdaş Türk sanatçılarından en sevdiklerim arasında Burcu Perçin, Huri Kiriş, Barış Cihanoğlu, Caner Şengünalp ilk aklıma gelen isimler. Elbette duayen isimler arasında Eyüboğlu çiftinin ve Nevhiz Tanyeli’nin bende yeri başka.  Ama eğer benim çalışmalarımı en çok etkileyen sanatçıları sorarsanız iki isim öne çıkar. Uçuşan figürleri ve masalsı anlatımı ile Chagall ve cama yepyeni bir dil yaratarak onu işlevsel bir ürün olmaktan çıkarıp bir kimlik veren, pek çok ödül sahibi İsveçli ünlü cam sanatçısı Bertil Vallien.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır?

Sanırım pek çok insan, yaşamının en az bir noktasında sanatın iyileştirici/güç verici etkisini deneyimlemiştir ya da daha önce hayatın karmaşası içerisinde fark etmediği bir şeyi ona fark ettiren ve düşündüren bir sanat eserine rastlamıştır ya da onda heyecan fırtınaları yaratan bir eserle karşılaşmıştır. Bunun gelişmişlik düzeyi (artık ne demekse o) veya para, pul ile de ilgisi yok. İnsanlığın varoluşunun en eski dönemlerinden bu yana var olagelmiş sanat. Hatta diyebilirim ki en zor ve en umutsuz olunan dönemlerde yaratıcılık daha da öne çıkmış. Semboller ve yeni ifade araçları hem o dönemin zorluklarını aşma noktasında insanlara umut vermeye, hem de güncelde yaşananı gelecek kuşaklara iletmeye devam etmişler. Yani her durum ve her koşulda sanat insan varoldukça varolacak.

Corona ve yaşadıklarımız hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sanata etkisi nasıl olacak?

Bence bu pandemi dönemi insanların pek çoğuna oturup bir düşünme fırsatı verdi. Ne yapıyoruz, önemli olan nedir, nelerden vazgeçebiliriz, nerelerde yanlış yaptık… Pandemi sonrasında göreceğimiz ekonomik, siyasi ve psikolojik tablo ise hiç iç açıcı değil. Sanatçılar ve galeriler de bu  sıkıntılardan paylarını alacaklar. Ekonomik belirsizlikler uzunca bir dönem insanları sanat eseri alımı noktasında zorlayacaktır. Bu sektör devletin de destek konusunda öncelikleri arasında olmayacağından sanatçıları zor günlerin beklediği aşikar. Ancak tüm sektörlerdeki yaratıcı beyinler gibi sanatçılar da böylesine zor dönemlerden beslenirler. Ben bu zor dönemlerin sonucunda yaratıcılığın tavan yaptığı, sanat eserlerinin sergilenmesi noktasında yepyeni mecraların ortaya çıktığı çok heyecan verici bir dönemin geleceğini düşünenlerdenim.

Ayşen Savcı, 1960 yılında Ankara’da doğdu. 1992’de North Carolina Agricultural and Technical State Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Üretim ekonomisi yüksek lisansını Luleå Teknoloji Üniversitesi’nde yaptı. Ericsson Türkiye ve İsveç Ticaret Konseyi’nde üst düzey yönetici olarak çalıştı. 2011 yılının Eylül ayında Sırça Fanus ekibine katılarak mine ve cam sanatı konusunda çalışmaya başladı. Yerli yabancı birçok sanatçıyla, fırında cam şekillendirme alanında tüm teknikleri kullanarak atölye çalışmaları yaptı. 2014 yılında profesyonel iş hayatına veda ederek kendi atölyesi Studio Volcano’yu kurdu. O günden bugüne 7 kişisel sergi açtı, 10’un üzerinde ulusal ve uluslararası karma sergi ve fuara katıldı. Eserleri İstanbul, Bursa, Ankara, Milano, Londra, Atina, Stockholm, Göteborg, Malmö, Sidney, Besançon, Chicago’da özel koleksiyonlarda yer alıyor.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.