Ali Sefünç’ün yeni kitabının adı hiç yabancı olmadığımız bir söylem: “Yemin Ederim Bunu Ben de Düşünmüştüm”.

Yazar girişimciliğin Türkiye pratiğine dair karakteristik olumsuz özelliklerden birkaçını şöyle sıralıyor: Kararsızlık, karamsarlık, ilkesizlik, erteleme alışkanlığı, patlak ego, mükemmeliyetçilik...

0 93

Ali Sefünç ile bu ilk röportajım değil. Kafa yorduğu konular benim de üstünde çok düşündüğüm konular.. Yeni kitabını elinizden düşüremeyeceksiniz. Gülümsemelerim yer yer kahkahaya dönüştü çoğu satırında.. Girişimcilik alevi sarmış olanlara tavsiyemdir..

Kitabının isminden başlamak istiyorum. “Yemin ederim bunu ben de düşünmüştüm…”
Bu cümleyi çok duyuyoruz. Düşünmek ve hayata geçirmek arasındaki farkı vurguladığın için çok sevdim… Neler anlatmak istersin bu konuda?

“Yemin ederim bunu ben de düşünmüştüm,” sözü kimi zaman teselli arayışının, kimi zaman gerçeklerden kaçışın, kimi zaman da kaçırılmış çok önemli bir fırsatın ifadesidir. “Yemin ederim bunu ben de düşünmüştüm,” sözünü hayatımızın en eksik kalmış sözlerinden biri olarak kabul ederim. Eksiklik nerededir? Sözü tamamlamak için neler yapılmalıdır? Bu iki sorunun cevabını en kapsamlı ve anlaşılır biçimde geniş bir kitleye aktarma arzum, kitabı yazmamın temel nedeni. Girişimciliği doğru kavrayıp doğru uygulamak isteyenleri, “Yemin ederim düşünmekle kalmadım, harekete geçtim ve bunu yaptım,” sözüyle buluşmaya davet ediyorum. Buluşmayı sağlamak için ufuk açmasını umduğum kavramları etkileyici girişimcilik hikayeleri ve hayata dair ipuçlarıyla anlatıyorum. Biz kabul etsek de etmesek de hayatımız en büyük girişimcilik projemiz.

“Ulaşılabilir ve sürdürülebilir girişimciliğin Türkiye pratiğini anlatmak istiyorum” diyerek başlıyor kitabın. Türk girişimcisinin ve Türkiye düzleminin olumlu ve olumsuz karakteristik özellikleri ve sonuçlarından örnekler verebilir misin?

Küreselleşen, koskocaman bir köye dönüşen dünyada artık “rağmen hayat” yaşıyoruz. Aşırı rekabete, artan zorluklara ve azalan kaynaklara rağmen bir hayat… Bu durum düzelecek mi? Arzuladığımız ölçüde düzeleceğini hiç sanmıyorum. Karalar bağlayacak değiliz, dünyanın hâli böyleyse, tabii ki payımıza düşen girişimcilik, “rağmen girişimcilik” olacaktır. Bu gerçeği kabul etmek başlangıç noktasıdır.

Girişimciliğin bilinen yolları dışında yollara ihtiyaç var artık. Girişimciliği ulaşılabilir kılacak unsurlar nelerdir? Ayrıcalıklı bilgi birikimi, enerjik bir sosyal çevre, organize etme ve çözüm yaratma yeteneği gibi alternatif sermaye türlerini devreye sokabiliriz. Elbette böylesi sermaye türlerini farkındaysak ve sürekli geliştiriyorsak…

Girişimciliğin Türkiye pratiğine dair karakteristik olumsuz özelliklerden birkaçını şöyle sıralayabilirim: Kararsızlık, karamsarlık, ilkesizlik, erteleme alışkanlığı, patlak ego, mükemmeliyetçilik… Bu olumsuz özellikleri terk edenlerin başarıya ulaşma olasılığı her zaman ve her koşulda yükselecektir. Bir başka deyişle, olumlu özelliklerini ortaya çıkarmak, inat etmeyen ve tedaviyi reddetmeyen herkes için mümkün.

Düşünmesi, hayatı değiştirmesi gereken kişilerin kolaycılığa kaçması, kopyacılık ve hırsızlık yapmasını affedilemez buluyorum. Bu arızamızla nasıl baş edeceğiz?

Kitabımın bir yerinde, “Kat edilecek yol kimimiz için uzun, kimimiz içinse daha uzundur,” diğer bir yerinde, “En kısa yol uçurumdur,” demeden geçemedim. Arızaların büyük çoğunluğunun kaynağı, taşınan yetersizlik. Kendini yetersiz hisseden insanların kolaycılığa ve etikten yoksun davranışlara yönelmesi kaçınılmaz oluyor. Çünkü herkes bir biçimde varlığını sürdürmek istiyor.

Yeterliliğe ulaşmanın yollarını, değerini ve kazancını öğrenmemiş insanlar yanlış yolları deneyerek var olmaya çalışıyor. Yeterlilik kazanmak için neler yapmalıyız? Oturduğumuz yerden laf üretmek yerine hayata karışmalıyız öncelikle. Yeterliliğimizi artırmak için daha çok bilgi, deneyim, gözlem edinmeliyiz ve beslenmemize yardımcı olacak daha çok insanla tanışmalıyız.

Hepimiz sandığımızdan çok daha fazlayız. Ne var ki çoğumuz bu yüreklendirici gerçekten haberdar değil. Başarısızlığa uğrayan kişi kendini aşmak yerine başarısızlığına kılıf bulmaya çalışıyor. Kendimizi keşfetmek ve geliştirmek en temel sorumluluğumuz.

“Girişimcilik” cesur, akıllı ve yaratıcı insanların işi gibi geliyor ilk anda.. Ama bu böyle mi gerçekten? Yoksa çalışkanlık ve sebat da gerekli mi?

Ah o, “Nasıl?” sorusu yok mu? Ele alınan bütün unsurların hayatımızda ne ölçüde etkili ve anlamlı olduğunu bu soru belirliyor. Nasıl bir cesaret? Nasıl bir akıl? Nasıl bir yaratıcılık? İş hayatım boyunca cesaretimi korkularımla birlikte kullanmaya özen gösterdim. Hadsizliği, aptallığı cesaretle karıştıranlarımız var.

Türkiye’de yanlış ve eksik anlaşılan kavramların başında geldiği için yaratıcılığa Yemin Ederim Bunu Ben de Düşünmüştüm’ün son kısmında çok geniş bir yer ayırdım. İçimizdeki yaratıcılığa hangi yollardan ulaşabileceğimize dair ipuçları vermeye çalıştım. Olağan görünümlü, çarpıcı sonuçlu yaratıcılık hikayelerine değindim.

Yaratıcılık için dâhi olmak zorunda değiliz, bu nedenle okuru “olağan yaratıcılık” kavramıyla tanıştırıyorum. Yaratıcılık çarşıdan, pazardan alınacak bir şey değil. Gökten zembille de inmiyor. Başkalarını geçmek yerine kendimizi aşmayı hedeflemeliyiz. Yeterliliğini artıran kişilerin giderek daha yaratıcı olacağını hiç çekinmeden iddia ediyorum. Çalışkanlık girişimciler için kuşkusuz bir gereklilik. Nasıl bir çalışkanlık? Elbette kesintisiz, verimli, sevimli bir çalışkanlık…

Kitabınızı okurken çok tecrübeli ve gözlemci biri olduğunuzu düşünmeden edemiyor insan. Üniversitelerde hayata yeni başlayacak gençlere ders verdiğinizi düşünecek olacaksak sizi ahkam kesen yazarlardan nasıl ayırt edebiliriz?

Gözlemleri en az tecrübeler kadar değerli bulurum. Bu bakış açısı, hayatımın en büyük kazanımlarından biridir. Bize yarar sağlayan gözlemler, başkalarının bedel ödeyerek edindiği deneyimlerdir. Ezber bozacağını, iz bırakacağını umduğum düşüncelerimi paylaştığım konuşmalarla çeşitli üniversite ve eğitim kurumlarında öğrencilerle buluşuyorum. Tek bir sözün bile hayat değiştirebildiğine defalarca tanıklık ettim.

Mezunu olduğum Marmara Üniversitesi’nde öğrencilere gönüllü mentorluk yapıyorum. Mentorluk yaptığım alan girişimcilik ancak benim öğrenci arkadaşlarla gerçekleştirdiğim görüşmeler, karar alma süreçlerinde girişimci yaklaşımlar üzerine oluyor genellikle. Çünkü onlar bir iş kurmaktan daha çok geleceklerini biçimlendirmek için saplantılardan kurtulmanın, köklü kararlar almanın eşiğindeler.

Yemin Ederim Bunu Ben de Düşünmüştüm, birilerine ders vermek amacıyla yazdığım bir kitap değil. Ben bu kitapta hayatım boyunca aldığım dersleri paylaşıyorum. Daha doğrusu, kitabımın okurlar tarafından böyle algılanmasını diliyorum. İçindekiler ve anlatım üslubu açısından kitabımın nasıl bir farklılık taşıdığına, diğer yazardan nasıl ayırt edilebileceğime dair yorumu okurlara bırakmam en doğrusu.

Mizahi yaklaşımınız kitabı kolay okunur ve eğlenceli bir boyuta taşıyor. Aslında çok ciddi önerileriniz var. Geri dönüşlerden bahsedebilir misiniz? Yani önerilerinizi uygulamaya koyup başarılı girişimleri olan insanlar. Çocuklarınızla başlayabilir miyiz?

Mizah ve ironiyle desteklenen her düşünce çok daha kolay anlaşılıyor, benimseniyor. Üstelik ben yazarken eğlenmek istiyorum. Bu isteğimin sonuçları okurları da eğlendirince mutluluğum artıyor. Kullanılan dilin, mizahi yaklaşımların girişimcilikteki yeri üzerine bir bölüm de var kitabımda.
Hayatımın akışı içinde çok sayıda gençle fikir alışverişi içindeyim. Önerilerimi, açık büfe restoranlardaki gibi sunmayı tercih ediyorum. Almak isteyenler alıyor ve uyguluyor. Masa her zaman kurulduğu için almayanlar daha sonra fırsattan yararlanabiliyor. Önerilerimi bir bütünlük içinde acele etmeden uygulayanların başarısını keyifle izliyorum. Aldığım geri bildirimler çok sevindirici. Gelişme kaydedenler, yakınlarında başka gençlerin gelişimine katkı vermeye başlıyor. Aslında bu benim onlardan isteğim. Salgın iyiliğe ihtiyacımız var.

Kitap içeriğinin her yaştan, her meslekten, her sosyo-kültürel yapıdan insanın anlayabilmesi için cümlelerimle çok didiştim. Sonunda arzuladığım akıcılığı ve anlaşılırlığı yakaladığımı düşünüyorum. Kitabımı da açık büfe sistemine benzetebiliriz. Sunulan çeşit bol, eşitlik var ama ısrar yok. Çocuklarımla kurduğum ilişki de genellikle bu biçimde.

“Platonik girişimcilik” olarak tanımladığınız girişimlerden örnek verebilir misin?

Sayısız girişimcilik düşüncesi arasında sıkışıp hiçbirini hayata geçirememeyi “platonik girişimcilik” diye adlandırabiliriz. Platonik girişimcilikte harekete geçmek yoktur. Çünkü çok sayıda olgunlaşmamış iş fikri ve kararsızlık vardır. Kararsızlığın nedenleri herkes için farklılık taşır.

Platonik girişimcilerin dertleri platonik aşıkların dertlerine benzer. Çoğunlukla geç kalırlar, fırsatları başkalarına kaptırırlar, pişmanlık duyarlar, içe kapanık yaşarlar, sıklıkla “Keşke,” derler.
Platonik girişimcilikten gerçekçi girişimciliğe geçiş yapmak isteyenler zayıf seçenekleri gecikmeden elemek zorundadır. İlgi duyduğumuz her alanda başarılı olacağımızı sanmak büyük yanılgıdır. Niteliklerimiz ve birikimlerimiz çerçevesinde kendimize en yakın bulduğumuz projeye odaklanmak, eyleme geçmeyi ve başarıya ulaşmayı kolaylaştıracaktır.

Vasat bir projesi olan ama cesur biri mi, parlak fikirli ama korkak biri mi başarılı olur? Ne dersin?

Bu soruya, sorular sorarak cevap vermek istiyorum: Akıldan, tutarlılıktan yoksun bir cesaret ne işe yarar? Cesur sandığımız bazı kişiler, vasat görülen projeleri yaratıcı yöntemlerle parlatan öngörülü kişiler midir aslında? Cesur ama yetersiz bir girişimcinin eline düşen parlak fikir matlaşmaktan kurtulabilir mi? Ölçülü ve tedbirli olmayı korkaklık sayabilir miyiz? İşin sırrı dengede değil midir?
Güzel sorularınla içimdekileri dökmeme fırsat tanıdığın için çok teşekkür ederim sevgili Ayşe Gülay Hakyemez.

Ben teşekkür ederim. Gülümsettin yine!

 

Kitap ara başlıklarından..

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.