Aysel Gül: “Ruhumuzun da bir ezgisi var. Sanatın herhangi bir dalının sunduğu güzellikle karşılaşma anı ruhumun ezgisi gibi..”

0 41

Minyatür sanatçısı Aysel Gül’ün Datça’daki sergisini gezdiğimde karşılaştığım incelikli çalışmaları beni bu röportajı yapmaya yöneltti.. “Düşlerin İzi” Sergisini Datça Liman Sanat Galerisi’nde 23 Eylül’e kadar gezebilirsiniz..

Minyatüre merakınız nasıl başladı?
Minyatür sanatı ile ilk karşılaşmam babamın minyatür baskılı takvimi eve getirmesiyle başladı. Çocukluk yıllarıma denk gelen bu yıllarda Sümerbank , kumaş üzerine minyatür baskılı takvimler üretiyordu. Görsellerden çok etkilendiğim için geçen her ayın takvim görselini kesip saklıyordum ve kendime şöyle bir söz vermiştim: “Bir gün, ben de bu resimlerden yapacağım..”

Eğitiminizden bahseder misiniz?
Minyatür eğitiminin nitelikli olabilmesi için uzun bir süreç ve zaman gerektirir. Maalesef hayat şartlarından dolayı gençlik yıllarımda bu konuda eğitim alamadım. 25 yıl hemşire olarak çalıştığım görevimden emekli olduktan hemen sonra başlayabildim.

İstanbul Üsküdar İSMEK’de (İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursları) iki yıl Dekoratif Resim eğitimi aldım. Sevgili Hocam Emine Kazdal’ın gerek kişiliği gerekse eğitmenliği ve her konudaki engin bilgisi sayesinde tüm boyama tekniklerini ve asıl önemlisi nasıl tasarım yapacağımızı öğrendik.

Bu süreç içerisinde kumaş boyama çalışmalarım da oldu. Bugün minyatür sanatını icra edebiliyorsam, kompozisyonların çoğunu kendim oluşturabiliyorsam, hocam ve çalışkanlığım sayesindedir. Sınıf arkadaşlarıma da çok şey borçluyum. Başaramayacağım korkusu ile vazgeçtiğim zamanlarda beni yüreklendirip, devam etmemi sağladılar. Rekabet duygusunun uzağında, kocaman yürekli insanlarla birarada olmak çok büyük bir şans ve bana bahşedilmiş bir lütuftu.

Başarılarımızın arkasında yalnızca hocalarımız değil, aynı zamanda arkadaşlarımız da yer alır bunu unutmamak gerekir. Desen tasarımından mezun olduktan sonra hocamın da desteği ile minyatür eğitimine ilk adımı Üsküdar Türk İslam Sanatları Merkezi’nde attım.. Burada Meral Aşan Hocam ve yüce gönüllü sınıf arkadaşlarımla tanıştım. Yaşları benden çok küçük olmasına rağmen hayata dair onlardan çok şey öğrendim. Bir yıllık eğitim süreci sonunda mezun olup Üsküdar Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi Minyatür Sanatı eğitimi sınavını kazanarak, bir yıl da burda eğitim aldım. Asıl hedefim usta sanatçı Taner Alakuş ‘un öğrencisi olabilmekti. Yıldız Şale Klasik Türk El Sanatları Merkezi’nde akademik düzeyde Minyatür Sanatı eğitimi verildiğini öğrenmiştim. Oraya girmek benim için zor olsa da, sonunda Taner Hocanın öğrencisi olmayı başardım.

1.yıl usta sanatçı Raif Aydın’dan, 2.yıl Taner Alakuş’dan ders aldım. Epey zorlandığımı söylemeliyim. Hiç bilmediğim ya da farkında olmadığım korkularımla, mükemmeliyetçiliğimle yüzleştim. Küçük ayrıntılara fazlasıyla takılıp, bütünü kaybediyordum. Nasıl başa çıkacağımı bilemediğim için hocalarımı epey zorladığımı biliyorum. Hakikatli arkadaşlarım bu dönemde bana destek oldular. Her seferinde büyük bir sabırla ve her şekilde yanımda oldular. Sanat adına, sanatçı olabilmek adına, hayata dair çok şey öğrendim. Bilginin bir güç aracı değil, paylaşılması gereken bir şey olduğunu öğrendim. Bu çok önemli.. Günümüzde silah gibi kullanılmakta bilgili olmak.. Bu ezci bir hal aldı. Bugün minyatür sanatını yapabiliyor olmamın mimarı hocalarımdır.. Sizin aracılığınızla tüm hocalarıma, arkadaşlarıma her şey için buradan teşekkür etmek isterim.

Datça’ya geliş hikayeniz nedir? Burada yaşamaktan memnun musunuz?
Datça’ya ilk olarak 1986 yılında gelmiştim. Geldiğimiz otobüsün en arkasında oturuyorduk ve otobüsün arka tekerlerinin virajlarda uçurum boşluklarında kaldığını görebiliyorduk.
Datça’ya ulaştığımızda ilk gördüğüm yer Devlet Hastanesiydi! Korkudan ve virajların keskinliğinden tansiyonum düşmüştü. Hastane manzarası muhteşemdi! Aşık olmuştum Datça’ya.. Emekli olduğumda gelip yerleşme kararını da, hastane yatağında almış oldum! İstanbul aşığıyım lakin yükselen binalar arasında ruhumu prangaya vurulmus gibi hissediyordum, nefes alamıyordum. Binalar yükseldikçe insan ilişkileri de giderek dibe vurmaya başlamıştı. Bu kaosa daha fazla dayanamayıp gelip Datça’ya yerleştim. Çok mutluyum. Az insan, çok kitap, doğanın ezgisine kulak verip üretmek..

Son serginiz hakkında neler söylemek istersiniz?
Neyi hayal ettiysem ve neyi görmek istiyorsam onları resmettim. Serginin isminden de anlaşılacağı gibi düşlerimin izini takip ediyorum.

Size verilen en iyi profesyonel öğüd neydi?
Tamer Alakuş Hocam vermişti. Teknik evet çok önemli, onu zaman içinde geliştirebilirsiniz ama asıl önemli olan tasarım gücünüzdür. Bu sözünü hiç unutmuyorum.

Takip ettiğiniz sanatçılar kimler?
Hiç bir ayırım yapmıyorum. Elbette feyz aldığım, etkilendiğim kişiler oluyor.. Ama bu hep aynı kişiler olmuyor! Tüm sanat dallarından takip ettiğim sanatçılar var. Müzik dinlerken de öyleyim. Sınırlandırmalardan hoşlanmıyorum.

Resim çalışmalarınızın zaman içindeki gelişim ve değişimini anlatabilir misiniz?
Kendime dair bilmediğim yanlarımla farkındalığı yakaladığımda, bir sorgulama süreci başladı. Bu süreçte çok yara alsam da kendimle yüzleşip özgürleşmeye başladım. Halen bir takım kalıpların ve öğretilerin etkisi devam etse de kendimi daha özgür hissediyorum.. Doğayla içiçe bir yaşamda kendi doğanıza daha çok yaklaşıyorsunuz. Bu büyük bir etki oluşturuyor ve yaptığım resimlere yansıyordur diye düşünüyorum. Bu yol uzun ve zorlu bir yol. Mesela soyut resimle geleneksel minyatürü birarada yapmak istiyorum. Çok hayallerim, projelerim var. Ama yavaş adımlar attığım için zaman alıyor..

Çalışmalarınıza ilham olan konular neler?
Doğanın kendisi zaten olağanüstü bir tasarım. Haliyle büyük ilham kaynağımız. Biz sadece doğayı kopyalıyoruz. Bunu apayrı bir yere koyuyorum. Kendi adıma ilham aldığım şeyler; çocukluğumdan beri gördüğüm çok fantastik ve renkli rüyalarım olmuştur. Kendi kabuğuma çekilip çok hayaller kurardım. Uykuya hazırlanma süreci çok heyecan vericidir benim için.. Yatağa uzandığımda uzun uzun hayaller kurarım. Bazen kurduğum hayallere uyanırım. Kendinizle başbaşa kalmak için muazzam bir zaman dilimidir. Mesela, hastalandığımızda bize kim yardım ederse etsin gecenin sonunda, biz kendimizle baş başa kalırız ve hastalığımıza karşı duruşumuz, hayata karşı duruşumuzu belirler! Hayallerimizin de öyle olduğunu düşünüyorum! Bir söz, kitapta bir paragraf, yapılan bir haksızlık vs vs.. Bunlar hayal dünyamda şekilleniyor, yaptığım resimlerin hikayelerine dönüşüyorlar.

Sanat ve sanatçı tanımınızı alabilir miyim?
İnsan ilk önce doğayı sorgulayarak, irdeleyerek başlamış resim yapmaya. Bilimsel bir yanı da var aslinda.. Gerçekle hayal dünyamız arasında gördüğümüz duyduğumuz her şeyi anlamlandırmak isteriz. Dolayısıyla sanat, anlamların değişik ve estetik bir form alarak var olma çabasıdır. İçinde evrenselliği barındırır. Bu yüzden de kimin yaptığının, ne kadar pahalıya satıldığının, hangi ödülü aldığının, hangi koleksiyonerlerin aldığının bir önemi yoktur. Sadece gerçek sanatın önemi vardır!

Gördüklerimize, duyduklarımıza, hayal dünyamıza yüklediğimiz anlamlar estetik bir form alabiliyorsa, ruhumuz için de aynı şey mümkündür. Yaptığınız sanat, sizin karekterinizi, davranışınızı değiştirip, dönüştürüp evriminize bir katkı sağlamalıdır. Yaşadığınız çağın sorunlarına karşı duyarlılığınız, kişiliğiniz, eserlerinize ve yaşadığınız hayata yansıyarak everende yerini almalıdır.

Mutlululuğu sanat ile nasıl ilişkilendirebilirsiniz?
Sanat ve mutluluk ikisi bir arada çok zor görünüyor. Sanatçı açısından duyarlılığı ve farkındalığı bu kadar yüksek olan insanın mutlu olabilmesi de çok zor! Sanatçı tüm çağlarda yönetimdeki siyasi ideolojiye ters şeyler üretiyorsa, yaptığı sanatla başı belada olmuştur! Sanatını gerçekleştirmeyen insanın da mutlu olabilme yoktur. Her şeye rağmen mutlu olduğumuz zaman dilimlerinden bahsetmemek yaptığımız sanata haksızlıktır!

Üretim ve tasarım süreci cok sancılı da olsa hayal ettiklerinizin kâğıtta hayat bulma anının mutluluğu bambaşkadır!

Minyatür sanatında üç teknik vardır: noktalama, tarama ve kontürleme. Bu üç teknik öcelikle aşk, sabır ve yüksek konsantrasyon gerektirir. Çalışmaya yoğunlaştığım zamanlarda gözlerimdeki ışıltıyı başkaları fark ediyor. O süreçte yok olup kaybolduğumdan hiç bir şeyi görmüyorum.

Yaşadığımız çağın bize dayattığı konforizmle birlikte çoğalan sorunların dışında hayat bulmak çok büyük bir mutluluk olsa gerek.. O çalışma anında maddi ve manevi her şey benim için önemini yitiriyor. Özelikle noktalama yaparken.. Tüm dünyevi kaygıların uzağında bir “Hiç” olma halinin mutluluğu bambaşka.. Bunu büyük bir şans ve lütuf olarak gõrüyorum. Sanatın beni değiştirip dönüştüren evrimleşme katkısını nasıl gözardı edebilirim ki? En mutlu olduğum diğer anlar da yaptığım sanata dair bilgileri paylaşmak, öğretmek ve göstermektir. Ruhumuzun da bir ezgisi var. Sanatın herhangi bir dalının sunduğu güzellikle karşılaşma anı da ruhumun ezgisi gibi.. Büyük bir orkestrayla biraraya gelmiş gibi büyük bir ses getiriyor. Bunlar benim en mutlu olduğum zamanlar..

Ne güzel ifade ettiniz..
Sevgili Ayşe Gülay Hanım sizinle de sanat aracılığı ile yollarımız kesişti.. Tahmin ediyorum ki aynı dili konuşuyoruz. Gerçeklestirdiğiniz röportaj, alakanız, sergiye teşrifiniz ve en önemlisi de “Sanat” adına yaptığınız özverili çalışmalarınız için çok teşekkür ederim..

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.