Ali Kabaş’ın “Yabani” yorumları büyülüyor..

0 36

Fotoğraf sanatçısı Ali Kabaş 8. kişisel fotoğraf sergisini 18 Eylül’de İstanbul FMV Galeri Işık’ta açtı. 29 Eylül’e kadar izlenebilecek “Yabani – Untamed” isimli sergi doğanın insan ve modern yaşam tarafından rahat bırakıldığı zaman oluşturduğu doğal zenginliklere vurgu yapıyor.

Doğanın kendini yenileme yetisini giderek kaybetmeye başlamasının altını çizmeye, Ali Kabaş’ın çok etkilendiğim fotoğraflarını sizlerle paylaşmaya karar verdiğimde bu röportaj çıktı ortaya..

Hızla betonlaşan günlük yaşantımız, doğal olana giderek yabancılaşan, insan elinden çıkmamış neredeyse hiçbir güzelliğe rastlamamış kuşakların yetişmesine yol açıyor. İnsanoğlunun müdahalesiyle soyu tükenen türler, çevre kirliliğinin yarattığı kaosa teslim olan canlıların felakete sürüklenen yaşamları son kertede insan soyunu da büyük bir tehdit altında bırakacak kuşkusuz.

Kalan son “Yabani” alanları korumak, artık tüm insanlığın doğaya borcu ve toplumsal bir sorumluluk halini almak zorunda. Yine de yeryüzündeki henüz “el değmemiş”, bakir alanların varlığı, geleceğe dair umutların yeşermesini sağlıyor.

Toprakla suyun birleştiği bazı geniş alanlar ya koruma altında ya da kendi haline bırakılmış durumda. İnsan nüfusu ve hırsının etkisiyle sürekli yok olma tehdidi altındaki Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerindeki insan müdahalesi olmayan doğal alanları Ali Kabaş, paramotoruyla uçarak havadan fotoğraflamış.

Son çalışmalarınız ve serginizin hikayesi nedir?

“Yabani-Untamed” isimli son fotoğraf serimin nasıl geliştiğinden bahsedeyim. 2003 yılından beri paramotorumla İstanbul kıyılarında arkadaşlarımla beraber sürekli uçuyorum. Rüzgar daha çok poyraz estiği için de Karadeniz sahil boyunu tercih ediyoruz. Üzerinden sıklıkla uçtuğumuz uzun bir sahil bölgesi var ki her geçişimde İstanbul’a yakın olmasına rağmen henüz insan ve araç görmemiş olmamıza bir kez daha şaşırır, “Demek ki ulaşımın yasak veya zor olduğu bir bölge” diye düşünürüm. O bölgenin dışında kalan yerlerin tümü, madenler, inşaatlar ve yerleşim alanları tarafından işgal edilip, çoktan tabii hallerini yitirmiş durumda. Yazları o bakir sahile bazen iner, denize girer ve tekrar havalanırız. 2016 yılının Şubat ayında o bölgenin havadan etkileyici bir fotoğrafını çektikten sonra “Cennet ülkemizde acaba bunun gibi el değmemiş başka nereler var?” diye merak ederek araştırmaya koyuldum. Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğu için sahil bölgelerine odaklandım. İki yılı geçen bir sürede araştırmalarım ve yerinde tespitlerim sonucunda Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde aradığım özellikte bölgeler buldum. Her gidişimde hava şartlarından dolayı uçmak mümkün olmadığından, farklı zamanlarda tekrar gittim ve bazılarını birer yıl arayla yeniden çektim. Karadan ve denizden ulaşımın mümkün olmadığı bölgelerde uçarken motorum durursa kurtarılmanın çok güç olacağı noktalara inmeyi göze alıp riskli uçuşlar yaptım. Sabır ve zorluklarla geçen bir süreç sonunda tespit etmiş olduğum her bölgede uçarak istediğim kareleri elde ettim. Sayıca az ve “ehlileştirilmemesi” gereken tabii alanlarımızın güzelliklerinden umarım sizler de benim kadar etkilenirsiniz ve hem Türkiye’ye hem de dünyaya bir de bu bakış açısı ile bakarsınız.

Pilotluğunuz ve fotoğrafçılığınız birbirini nasıl etkiliyor?
Uçak pilotluğumun yanısıra 15 yıldır yaptığım paramotor pilotluğu doğal olarak fotoğrafçılığımın bir uzantısı haline geldi ve hava fotoğrafı da uzmanlık alanlarımdan biri oldu. Paramotora hava fotoğrafını düşünerek başladım. Birçok zaman zevk için uçuyorum ama fotoğraf veya video çekmeden uçtuğum az oluyor.

Çalışmalarınızın yıllar içindeki gelişim ve değişimini anlatır mısınız?
Süreye bağlı bir gelişim veya değişimden bahsedemeyiz. Fotoğrafa bakışım her zaman farklılık gösterebiliyor. Nerede, nasıl, ne çektiğim, hangi tekniği kullanmaya karar verdiğim ve o an ne hissettiğimle ilgili farklılıklar olabilir. Çekmenin dışında fotoğrafı işlemek de yine hissiyat ve değişen teknolojiyle değişiklikler gösterebiliyor. Bunları söyledikten sonra tarzımın yine de belli sınırlar içinde kaldığını belirtmeliyim.

Planlı ve spontane çalışmalarınız.. Hangisinden daha fazla zevk alıyorsunuz?
Fotoğrafın her türlüsünden zevk aldığım için pek fark etmiyor. Her ikisinde de algılarımın açık olması gerekiyor. Planlı bir çekim yaparken de sürpriz faktörü her zaman var. Rutin ve ezber gerektiren bir çekim zaten pek yapmıyorum.

Sanatsal ve ticari fotoğraf çekimlerinizin ardındaki bakış farklılıkları hakkında neler söylemek istersiniz?
Sanatsal çekimlerde tabi ki çok serbestim ve sınır tanımıyorum. Ticari bir fotoğrafın belli bir çözüme hizmet etmesi gerektiğinden elim kolum daha bağlı ama kendimden mutlaka katkı sağlamaya çalışıyorum, yoksa sanatçı değil robot oluruz değil mi? Ticari fotoğrafta ilgili kişilerle uyum içinde olmak ve güven telkin etmek de önemli faktörler.

Yarışmalarda jüri üyeliği yaptığınız için soruyorum: size göre fotoğraftaki başarının belirleyicileri neler?
Kısaca tutku, eğitim ve yetenek diyebilirim. Öncelikle çok sevmek, istemek ve tutku gerekiyor. Eğitim için kişi okula da gidebilir kendisini de yetiştirebilir. Yetenek de ya vardır, ya yoktur ya da belli dereceye kadar geliştirilebilir.

Verdiğiniz ve aldığınız ödüller hakkında da bilgi almak isterim..
Birçok kere Türkiye Sualtı Federasyonu’nun yarışmalarında jüri üyeliği ve başkanlığı yaptım. Gerçekten iyi sualtı fotoğrafçıları var ülkemizde. Kendim pek yarışma takip eden bir fotoğrafçı değilim çünkü yarışmalarda jüri üyelerinin fikirlerinde ne kadar farklılıklar gösterebildiğini ve eserler hakkında subjektif kararlar verilmesi gerektiğini biliyorum. Sanatsal bir yarışma olduğu için de zaten normal bu ama bazılarına göre çok iyi olan bir fotoğraf ödül alamayabiliyor ve tersi de olabiliyor. Yine de ara ara fotoğraf konularımla ilgili yarışmalara dayanamayıp katılırım. International Color Awards, Prix de la Photographie Paris, Production Paradise Spotlight Awards, Canon Editor’s Choice Contest gibi yarışmalarda ödüllerim var.

Bilgisayar – fotoğraf ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Bilgisayarın karanlık odanın yerini aldığına nasıl memnunum anlatamam. Nostaljik takılmak isteyenler veya bilgisayara hakim olmayanlar tersini söyleyebilir. Öncelikle müthiş bir vakitten kazanım var. Ben zamanında karanlık odada hem siyah beyaz hem renkli baskı yapıyordum, vakit kaybı çok fenaydı. İkincisi bilgisayarda karanlık odaya göre çok daha ileri seviye, kontrollü ve tekrar edilebilir fotoğraf işleyebiliyorum. Benim pek tarzım olmasa da bilgisayarda manipulasyon da mümkün, o da sanatın bir parçası oldu diyelim.

Fotoğraf konusunda aldığınız en önemli öğüt neydi?
Düz bir fotoğraf çekmek yerine kendimizden bir şey katıp o fotoğrafı bizim yapmamızın daha iyi olacağıydı. Yani bir fark yaratmak gerekiyor.

ALİ KABAŞ
Sanatçı bir aileden gelen Ali Kabaş’ın görsel sanatlar ve fotoğraf sevgisi erken yaşta başladı. Worcester Polytechnic Institute’ta fen bilimleri lisans eğitimini tamamlayan ve Columbia Üniversitesi’nden MBA derecesi olan Kabaş’ın yaşam boyu süren fotoğraf tutkusu dünyaya bakışını ve hayatını yaşayış biçimini değiştirdi. Yirminci yüzyıl bitmeden meslek olarak fotoğrafçılığı seçti.

Egzotik yerlere giderek dünyayı gezdi, stok ajansları, uluslararası müşteriler ve Getty gibi devler için çalıştı. Bu süre boyunca her zaman yüreğine dokunan kişisel sanat fotoğrafları yaratmaya devam etti.

Kişisel fotoğraf sergileri:
2016 “Havadanadana”, Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı, Adana
2012 “Üçüncü Göz”, PG Art Gallery, Istanbul
2008 “Yüksek Açı”, PG Art Gallery, Istanbul
2006 “Recto-Verso”, PG Art Gallery, Istanbul
2005 “Bir Istanbul Kutlaması”, St. Regis Hotel ve Türk Kültür ve Turizm Ofisi, New York
2005 “Höyük-Sessiz Köyler”, PG Art Gallery, Istanbul
2002 “DüşDünya”, PG Art Gallery, Istanbul

Fotoğraf çekmenin yanısıra fotoğraf dersleri verip seminerler düzenlemektedir. Birçok kez fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği ve başkanlığı yapmıştır. Daha fazla bilgi için: www.alikabasartist.com www.alikabas.com

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.