Didem Erk: “Datça’nın topraklarında ve tarihsel yapısında bir büyü var, bunu farkedebilirseniz, size iyi gelir ve mesajlar verir. Ama bunu göremezseniz, içinde barındırmaz ve köreltir. “

0 9

Resim, heykel, edebiyat, fotoğraf, sinema, tiyatro, müzik dışında başka sanat etkinlikleri uzun süredir dikkatimi çekiyor, üstünde düşünüyor, mümkün oldukça izlemeye-anlamaya çalışıyorum. Performans sanatı örneğin.. “Nedir?” derseniz Marina Abromovic’in bir sözü ile yanıtlayayım: “Tiyatroda bir rolü prova eder ve oynarsın. Tiyatroda kan ketçaptır ve bıçak gerçek bir bıçak değildir. Performansta her şey gerçektir. Bıçak gerçek bıçak ve kan kandır.” 

İz bırakmış birkaç performansı da sıralayayım.. Merak ederseniz araştırırsınız..
Yves Klein – “The Anthropometries of the Blue Period” 1958
Yoko Ono – “Cut Piece” 1965
Chris Burden – “Trans Fixed” 1971
Vito Acconci – “Seedbed” 1972
Hermann Nitsch – ““Orgiastic Mysteries Theatre” 1998
Neil Harbisson – “Eyeborg” 2004
Marina Abromovic – “The Artist is Present” 2012
Nezaket Ekici – “Gaia / Mother Earth” 2016

Şimdi gelelim asıl konumuza.. Yaşamaya başlayalı iki yıl olan Datça’da performans sanatçısı Didem Erk ile tanışınca bu röportajı yapma imkanı doğdu..

Didem Erk
“Ev İmkansız Denen Yerdir” Datça performansınızın hikayesi nedir? Eserinize gelen tepkiler nasıldı?
İstanbul’da Gezi olayları gibi bir sanat yapıtını deneyimledikten sonra, Datça’da yaşamaya karar verdim. Ben bir gözlemciyim, dinleyiciyim. Datça’da Gereme Koyu’na mülteci ölü bedenleri ve botları vurduktan sonra zihnimde bazı şeyler değişmeye başladı. Denizle ve onun sonsuzluk hissi ile olan ilişkim değişti. Artık sadece yüzmek için değildi deniz, insanların yaşam ve göç rotalarını belirleyen bir araf olarak görmeye başladım.
İki kanallı bir video enstalasyonu.. zira biri Akdeniz diğeri Ege’de kayıt edildi. Gereme koyu ve Gebekum’da. Ellerimde basma kumaşından bayraklar tutuyorum, 11 dakika boyunca sabit ve hareketsiz. Denizcilikte semafor alfabesi diye bir işaret dili vardır. Bu işaret dilinde, benim bulunduğum pozisyon, feshetmek, iptal etmek anlamına gelir. Deniz kenarı bir sınırdır, eşik de diyebiliriz. Bir videoda karşımda boşluk var diğerinde Simi adası. Simi Adası’nın Türkiye’ye bakan yüzünde hiçbir yerleşim yok bir metruk hapishane dışında.  Sınır ve denizin belleğiyle ilgili bir araştırma sürecinin sonucunda oluşan bir performanstır. Müzik kompozisyonu Etkin Çekin tarafından bu iş için üretilmiştir. Performansın video çekimlerini ve montajını B.Cihangir Genç yapmıştır.
Müzik, deniz ve hareketsiz duran bir kadını gören insanlarda farklı duygular oluştu. Kendilerini mavi hissedenler oldu, hüzünlü bir direniş olarak algılayanlar. Hikayesinden biraz bahsedince tabii hüzün söz konusu, yaşam ve ölüm arasındaki bir ev arayışından yola çıktı. Ev belki var ama imkansız. Ev belki deniz seviyesinin altında..
“İstanbul’da Gezi olayları gibi bir sanat yapıtını deneyimledikten sonra..” dediniz. Geziolaylarını bir sanat yapıtı olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Benim gözümde öyle evet.
Nasıl?
Nasıl? sorusuna cevap verirsem iki sayfa yazı yazmam gerekir. Kısa geçemem. Önemli bir konu.. merak eden olursa başka bir tartışma konusunda buluşulabilir..
Bence de önemli bir konu.. Başka bir sefere bırakalım elbette ama, bir iki ipucu cümle çok iyi olurdu..
Şöyle olabilir; işleyiş, doğaçlama ve birliktelik alanı oluşturma konususunda hayatın içinde ve hayatın kendisine dair bir yaklaşımlar bütünüdür Gezi..
Çağdaş sanatı destekleme amacıyla çalışan SAHA Derneği hangi çalışmanıza destek verdi? Nerede ve nasıl gerçekleştirdiniz? Hikayesini anlatabilir misiniz?
SAHA derneği,  “Arşivlerde İzim Bulunmasın İsterdim” (Mekanım Datça Olsun | May Datça Be My Resting Place)   işine destek verdi.  Bu iş Can Yücel’in anısına yaptığım bir çalışma diyebilirim. 2013’te Kıbrıs’ta Lefkoşa’nın kuzey ve güney sınır hattında yaptığım performansın devamı ve ikincisidir. Bir kitaptan yola çıkar, o mekana dair bir kitap olmalı bu. Bu işte de iki kanal kullanımı söz konusu, Knidos ve Gereme’de çekimleri yapıldı.  Yürüme eylemi sırasında sesli olarak şiirleri doğaya geçtiğim yollara okuyorum. Her kitap sayfası okunduktan sonra ağıza giriyor, çiğneniyor ve yollara bırakılıyor. Hansel ve Gretel’deki ekmek parçaları gibi, geri dönüş yolunu bulmak için izler gibi. “Arşivlerde İzim Bulunmasın İsterdim” Lale Müldür’ün “Anne Ben Barbar mıyım?” kitabından kendisinin izniyle bir alıntıdır. Bu iş süregiden bir yol izler, üçüncüsü Paris ve daha sonra Beyrut’ta gerçekleşecektir.
Datça’da başka çalışmalarınız olacak mı? Ne zaman, nerede, nasıl?

Datça’da yaşadığım için buradan beslendiğimdendir ki, çalışmalarım devam edecektir. Yakın bir zaman kolaboratif bir performans önerisi olarak benim aracı olduğum bir proje gerçekleşecek. İsmini  Bilge Karasu’nun “Gece” kitabından ve “Gece” adlı bir köpekten alır. Eski Datça Oteli’nin barında 27 Mart’ta saat 20:00-23:00 arası oluşucak. Farklı disiplinden insanların biraraya gelip, müzik, resim, şiir, geçiçi yerleştirmelerin olduğu tek gecelik bir üretim diyebilirim. Orada, o anda oluşacak. Katılacak sanatçılar Âli Yeşilova, Bahadır Cihangir Genç, Didem Erk, Duygu Demir, Eşref Yıldırım, Karahan Kadırman, Orçun Baştürk, Özgün Yüzen, Pınar Derin Gencer, Sumru Ağıryürüyen, Şengül Durucu’dur.

 

 

Türkiye’de yapılan çağdaş sanat çalışmalarının hangileri sizi daha çok etkiledi?
Ululararası düzlemde ses getiren çağdaş sanat çalışmalarından beğendiğiniz örnekleri sorabilir miyim?

Çağdaş Sanat araştırmaları ve bunun ürettiği  birliktelik alanlarını önemsiyorum. 2019 Venedik Bienali’ne davet edilen İnci Eviner’in işleri beni her zaman çok etkiler. Ayrıca Sabancı Üniversitesi’nde beraber de çalışma fırsatını yakalamış olduğum Selim Birsel ve Murat Morova’nıın da benim için yerleri özeldir. Başka isimler de var tabii fakat detaylı olarak yazmak için başka bir röportaj ayırmak gerekir. Uluslararası düzlemde, Ann Hamilton, Bruce Nauman, Doris Salcedo ve daha birçok etkilendiğim sanatçı var mutlaka.

Çalışmalarınızda performans, video, yerleştirme ve metin kullanıyorsunuz. Bu sanat etkinliklerinizin ülkemizde anlaşılırlığı ve izleyicisi hakkında izlenimlerinizi aktarır mısınız?

Anlaşılırlığı konusunda bir söz söylemek haddime düşmez. Fakat çok farklı düşünceler, hisler duyuyorum insanlardan. Edebiyat’tan beslendiğim için şiirsel bir bakış açışını değerli buluyorum. Eleştiri ve değerlendirme yazılarının eksikliği söz konusu, bu sanatçıları ileriye taşıyan bir durumdur, eksikliği herkesi etkiler.

Datça’nın verdiği ilhamlar hakkında neler söylemek istersiniz?

Datça’nın topraklarında ve tarihsel yapısında bir büyü var, bunu farkedebilirseniz, size iyi gelir ve mesajlar verir. Ama bunu göremezseniz, içinde barındırmaz ve köreltir.
Sosyal ve kültürel bir vaadi olmadığı içindir ki, bunu yaratmak insanların elinde, birliktelik alanları açmakla ilgili diye düşünüyorum. Benim dünyamda, Ben-lik duygusundan arınmak için çok iyi bir coğrafya.
“Dünyayı kadınlar kurtaracak” mottosuna tepkinizi alabilir miyim?
Dünyayı cinsiyetler kurtaramayacak maalesef ki, cinsiyet sınırlarını aşabilirsek, sadece çıplak insan olarak biraraya gelip, barışı düşlersek, her zaman umut var. Herkes kendi gecesini yaşadıktan sonra mutlaka güneş doğuyor. Belki ağaçlara benzersek, o mertebede gerçek yaşamı görmek daha mümkün.
Teşekkürler Didem Erk.. Buluşmamız zevkti..

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.