“Uyanış Anı” Sergisi için biraraya gelen Lokomotif sanatçılarına İstanbul’da uyanmanın nasıl bir şey olduğunu sordum…

0 6
Kerem Ağralıgil, “Bilginin Sonu”, 70x100cm, 
Tuval üzeri yağlıboya, 2012

Uykudan uyandığımız an. Kendimizi hatırlamaya ya da unutmaya çalıştığımız, rüyalarımızla gerçeğin birbirine karışabildiği, uykuyu ya da uyanışı seçtiğimiz… Kimine çok tatlı, kimine çok zor “Uyanış Anı”…

Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği’nin sanatçı üyeleri bu “an”ı resimlerinde, fotoğraf ve heykellerinde yorumladılar. Gerçek ya da mecaz anlamda yaklaşarak…

Teknik, üslup ve yaklaşım açısından birbirinden çok farklı bu eserlerden başarılı bir sergi doğdu. Moda’daki Saint Joseph Lisesi’nde 4 – 22 Ekim arasında açık kalan sergiden birkaç eserin fotoğrafıyla birlikte sanatçılara sorduğum “İstanbul’da uyanmak nasıl bir duygu size göre?” sorusunun cevapları sanatın hayatımıza ne derece anlam kattığını bir kez daha vurguluyor. Farklı bakış açıları, farklı duygular ve bu duyguların eserlerde yansıtılma biçimleri, renkleri, dilleri…

V. Burunda Sanat Festivali kapsamında açılan «Uyanış Anı» Sergisi, Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği üyesi, ressam, fotoğrafçı, heykeltraş, değişik disiplinlerden 16 sanatçıyı ilk kez biraraya getirdi: 


Ayşenur Artar –  Emine Akbucak –  Esra Kizir Gökçen – Evren Gül –  Feride Dayanç – Hüma Birgül – Justin Eccles – Kerem Ağralıgil – Laurel Eccles – Merih Yıldız – Serhat Koçak – Sophie Cohen – Şebnem Altuntaş – Uğur Ataç – Volkan Çöteloğlu – Zehra Ferda Bigat

 

Serhat Koçak “İsimsiz” 185x185cm, Tuval zeri yağlıboya, 2012

Sanatçılara “İstanbul’da uyanmak nasıl?” diye sordum:

Feride Dayanç: “İstanbul’da uyanmak Heybeli’de martılarla bütünleşmek benim için…”
Kerem Ağralıgil: “Her sabah, evrenin yeniden doğuşu İstanbul’da… Sakin, kararlı…”
Ayşenur Artar: “Hem kaos, hem hayallerinizden öte gizemleriyle var olan, her anı yaşayan bir şehirde olmak gerçekten güzel… ve zor…”

Serhat Koçak: “İstanbul… Şiirler yazılmış ona, resimleri yapılmış, ben içinde uyanamıyorum.”
Esra Kizir Gökçen: “İstanbul’da uyanmak omuzlarınızda hissettiğiniz bir ağırlık ve yüreğinizde bunu taşıyacak bir güçtür. Toplumsal sorumluluklarınızla kişisel beklentilerinizi aynı anda bir koltukta iki karpuz misali taşırsınız İstanbul sabahlarında… Zordur ama vazgeçilebilir değildir. Kusurlarına rağmen seversiniz İstanbul’u. Herkesin kattıklarının harmanlandığı bir bütündür. Onun için de herkes aradığını bulur İstanbul’da. Sanatçı için sonsuz bir yaratıcılık imkanıdır İstanbul’da uyanmak… Kaotik bir bütünlüğü vardır, hepimizin katkılarıyla…”

 

Volkan Çöteloğlu “Aklın uyanışı” 150×150 cm, Tuval Üzerine Karışık Teknik, 2012

 

Volkan Çöteloğlu: “İstanbul da uyanmak; bir başka güne bir önceki günden daha hareketli, telaşlı başlamak… Belki umut dolu, belki umudunu yitirmiş…”
Merih Yıldız: “Uyandım, pencereye yürüdüm, gün henüz ışımamıştı, şehrin sokaklarında yankılanan martı sesleriydi sadece. ”Güzel günler” dedim onlara, sonra yaptığım resim geldi aklıma. Aklın uyanışı güzel günlerin habercisidir. Gayet duyulabilen bir sesle seslendim martılara: ”Silkelen İstanbul!! Aklın uyanışı güzel günlerin habercisidir, artık uyan İstanbul!!” Hemen karşılık geldi martılardan, gülümsedim. Gökyüzüne baktım, belli belirsiz mavilik… Sabahın kokusu başkadır, renkleri, sesi, hoş serinliği, ve daima neşeli hareketleriyle günün güzel geçeceğini haber veren kedileri, kuşları… Şimdi sokaktayım, sahile yürüyorum. Bir an durdum, sabahın temiz havasını ciğerlerime çektim, ohhh miss… “Şehrin kokusunun resmini yapmak isterdim” dedim kendi kendime.. Şehrin sabahının, kokusunun, seslerinin resmini… Neden olmasın? Artık sahildeyim, elim boş mu çıktım sandınız? Hayır tabii ki. ”Artık uyan İstanbul!! Uyan da balığa gidelim!!”  Haydi bana rastgele…”

 

Evren Gül “Günaydın” 70x60x17 cm, Karışık Teknik, 2012

Evren Gül: “İstanbul’la ilgili bir resim yarışmasına katılacağımı Önder Büyükerman’a söylediğimde “İstanbul hep griydi Evren” demişti. O gün bu gündür İstanbul’u düşündüğümde ya da tasvir etmem gerektiğinde hep İstanbul’un griliğini arama eğiliminde olmuşumdur. Bizzat gözlemlemişimdir de. Gerçekten kentsel oluşumlardan boğaza kadar her yer gri, hele kışın daha beter.  “Balıklar derya içinde deryadan bihaber” diye bir söz vardır. Ben de İstanbul’un zengin ve eşsiz dokusunu hem geç hem de yetersiz keşfedenlerden birisiyim. Şehri daha bütün algıladıkça ona daha hakim olmaya başladım. Ve bu onun kullanışlılığını da arttırdı. Ayrıca bu durum, insanın İstanbul’a direncini de fazlalaştıran bir şey ama yaşadığımız nezih semtlerde bile, biraz uzakta nasıl bir kaos ve yığılma olduğunu bilmek insanı yoruyor. O yüzden sevelim mi, kaçalım mı, ona mı kendimize mi yanalım bilemediğim duygulara sürüklüyor beni. İşte İstanbul’a  uyanmak böyle bir şey. İnsanı her an hazır, nazır ve gerili bir yay gibi odaklı yapan bir kente uyanmak…”

 

Şebnem Altuntaş “Ben Uyanırken” 65×150 cm, Tuval Üzerine Akrilik Boya, 2012

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.